Galatasaray’ın Balonu Söndü

85 yıl önce bugün Kadıköy’de Fenerbahçe, Galatasaray’ı 2-1 yendi. Tan gazetesinde maç yazısını yazan “Galatasaraylı” Sadun Galip Savcı, makaraya erken başlayan Galatasaray tribünlerinin uğradığı hüsranı anlatmış.


Hava biraz serin ama güzel… Fenerbahçe Stadı dün yine büyük günlerinden birini yaşadı.

Kapalı tribünler dolu, açık tribünlerde pek az boş yer var.

Daha evvel yapılan şilt maçlarının ikincisi biter bitmez evvela Galatasaraylılar, sonra da Fenerliler çıktılar.

Taraftarlar alkışlıyorlar, bağırışıyorlar, ilk heyecanları biraz yatışabilince takımlarını tetkik ediyorlar. Çünkü iki takımda değişiklikler var.

Fener takımında Cevat ve Fazıl yok. Olimpiyakos maçında oynayamayan Niyazi tekrar takıma girmiş; buna mukabil de Olimpiyakos müdafaasını Fikret’le birlikte allak bullak eden Şeref kulübe yeni girdiği için resmî bir maçta oynatılamıyor.

Galatasaray’da da, son zamanlarda hücum hattının ortasında bir favul ve ofsayd abidesi gibi yükselen Adnan çıkarılmış, yerine genç istidatlardan Gündüz geçirilmiş; merkez muavin mevkiinde de Fahri’nin yerine yeni ve genç bir oyuncu oynatılıyor: Kırmızımtrak saçlı Hayrullah isminde bir Finlandiyalı…

Hülasa takımlar şöyle:
Fenerbahçe :
Bedii, Lebip, Yaşar, Esat, Ali Rıza, Mehmet Reşat, Fikret, Niyazi, Namık, Şaban, Naci
Galatasaray :
Avni, Lütfü, Osman, İbrahim, Hayrullah, Kadri, Danyal, Fazıl, Gündüz, Münevver, Necdet

Hakem Allen… Artık hakemlerimiz arasında bir Fenerbahçe-Galatasaray maçını idare edecek babayiğit kalmadı desem… Doğrusu da bu ya!…

Tam maç başlamak üzere iken Fazıl topallaya topallaya, yanında Avni ve olduğu halde sahadan çıktı ve Galatasaray tribünlerine doğru gittiler. Tribünlerin önünde Muslih, Avni ve Fazıldan mürekkep bir meşveret kuruldu. Nihayet Muslih tribünlerin üst kısımlarına dönerek : – Haydi Suavi gel! şeklinde bir emir verdi. Haber hemen duyuldu : Fazıl oynamıyormuş… Niçin?… Belli değil… Arkasından hemen bir şayia çıktı : Güneşliler Fazıl’ı kandırmışlar… Olur mu olur!.. Neyse ki çok geçmeden mesele anlaşıldı; Fazıl’ın ayağına kramp mı girmiş, ayağı mı burkulmuş, ne olmuşsa olmuş oynamayacakmış…

Fazıl’la Suavi kıyafet değiştiredursunlar, Galatasaray oyuna on kişiyle başladı ve buna rağmen ilk hücumu yaptı. Fakat çok geçmeden Fenerlilerin mukabil hücumları başladı. Galatasaraylılar mütemadiyen kesiyorlar. Bu aralık Suavi’nin takıma girişi, bir cankurtaran gibi sürekli alkışlarla tesit edildi.

Galatasaraylılar tamam bir hale gelmesine rağmen Fenerlilerin hakimiyeti devam ediyor, sarı kırmızılılar Gündüz’ün, yanında mukabele görmeyen paslarla ilerlemek teşebbüsleriyle yarım kalan münferit hücumlar yapıyorlar.

Fikret yine mükemmel oynuyor, Galatasaray müdafii Osman’ı ıvırıyor geçiyor, kıvırıyor geçiyor ve Galatasaray kalesi etrafında mütemadi bir tehlike dolaştırıyor. Fener tribünlerinden “Yaşa kaptan!” seslerini “Osman! Fikret’e yaveri has mı tayin edildin!” alayları takip ediyor. Hakikaten Osman, Fikret’e tâbi gibi bir düzüye onun etrafında, aşağı yukarı dolaşıp duruyor. Ne çare ki Fikret’in dönüp döndürüp ortaladığı toplar uzaklaştırılıyor, çünkü Fenerbahçe’nin seri ve fırsatçı muhacimi Niyazi Fikret’in yanı başında. Ötekiler kıpırdayıp topa takılıncaya kadar Lütfü topu yakalıyor ve gönderiyor.

Bu tazyik ne şekilde bir netice verecek diye merak ediyoruz. Nihayet yirmi ikinci dakikada Galatasaray sol muavini İbrahim topu, ufak bir çocuk uyutur gibi kollarında dolaştırıyor. Ceza çizgisi içinde yapılan bu kadar bariz bir penaltı tabiatıyla hakemin de gözünden kaçmıyor ve Avni’yi yerlere yatıran sıkı bir şutla ilk golünü yapıyor.

Fener taraftarlarının gol ve yaşa sesleri arasında Galatasaray müdafaası üst üste hücumlarla karşılaşıyor. Bir defasında Namık müdafileri geçiyor, kaleciyle karşı karşıya kalıyor, tam şut çekeceği sırada arkadan yetişen Lütfü’nün bir kamburasıyla yerlere yuvarlanıyor. Mükemmel bir penaltı daha ama ya hakem görmediği veya iki dakika fasıla ile iki penaltı çalmaya sıkıldığı için bunu bahşediyor.

Bundan sonra Fener hücumları duruyor, Fenerliler lakayıt ve gevşek oynuyorlar, Galatasaraylılar hızlaşıyorlar, merkez muavin ile Hayrullah ile merkez muhacim Gündüz cidden güzel oynuyorlar. Esasen Galatasaray’ın her hattında birer oyuncu, yani hücum hattında Gündüz, muavin hattında Hayrullah, müdafaa hattında Lütfü, kalede de Avni diğer yedi oyuncunun kusurlarını fazlasıyla kapatıyorlar ve işin garibi şu ki alkışların, yaşaların çoğunu da bu yedi oyuncu topluyor.

Nihayet ilk devrenin bitmesine iki dakika kala Gündüz’ün güzel bir pasını alan Necdet ileri atıldı. Esat’la Yaşar’ın bu atılışı durduracak bir tedbir yerine birbirine karışmaları arasında Necdet onların arasından geçerek Galatasaray’ın beraberlik golünü yaptı.

Devrenin bitmesine iki dakika kala yapılan bu gol, Galatasaraylıların müthiş tezahüratıyla karşılandı. Ayağa kalkan tıknaz, kısa boylu birisinin idaresi altında tempo ile (Ra, Ra, Ra… Re, re, re, Galatasaray, Galatasaray cim bom bom)lar bağırıldı. Mübalağasız iki metre gelen uzun kırmızı balonlar şişirildi… Daha neler de neler… Bu tezahürat devre bitinceye kadar devam etti.

Gençliğimde müfrit bir kulüpçü olduğum zaman ihtimal ben de böyle idim. Fakat şimdi yaşlandığım ve aklımı başıma aldığım için düşünüyorum ki bu gibi galibiyet ve sevinç tezahürlerini katî neticeyi aldıktan sonra yapmak çok daha doğru… Çünkü iş ters döndüğü zaman, dün olduğu gibi, insanla öyle alay ediyorlar, seslerini öyle kısıyorlar ve balonlarını öyle söndürüyorlar ki!..

İkinci devre uzun uzadıya bahse değmez. Çünkü bu devrede her Galatasaraylı ayağındaki topu mutlaka bir Fenerliye ve her Fenerli mutlaka bir Galatasaraylıya vermek hususunda o kadar anlaştılar ve bunu o kadar intizamla yaptılar ki sadece hayret etmemek kabil değildir.

Bu intizamı kırk beş dakika zarfında yalnız iki defa bozdular. Birincisi galiba otuzuncu dakikada idi. Birkaç pasla Galatasaraylılar sol açıkları Danyal vasıtasıyla bir hücum yaptıkları sırada idi. Fener müdafii Yaşar müthiş bir yüklenişle Danyal’ı avut çizgizine atmaktan başka çare görmedi, hakem de bu harekete penaltıdan layık bir ceza bulamadı.

Yaşar bu yersiz penaltıya takımı 1-1 berabere vaziyette iken yapmıştı. Fenerbahçe oyunun bitmesine on beş dakika kala, belki de bu penaltı yüzünden mağlup olacaktı. Galatasaraylılar penaltıyı atmak üzere Münevver’i seçtiler. Münevver, ne de olsa, aralarında şutu en kuvvetli çocuktu. Topu yerine koydular, vaziyet aldılar. Münevver gerildi, gerildi, bomba gibi bir şut çekti… Bomba gibi ama yüreğiniz oynamasın… Top olanca hızıyla kalenin bilmem kaç metrelik boşluğunu bıraktı ve gitti bilmem kaç santimetrelik yan direğe çarptı ve tabiatıyla gol olmadı.

Böyle nazik bir zamanda gerilip gerilip de bu birkaç santimlik yere nasıl nişan aldın a çocuk?.. Hiç bu yapılır mı?.. Ağları delmek hevesine kapılacağına biraz daha yavaş ataydın da kaleyi bulaydın, vâkıa bir kaleci var ama, belki gol olurdu…

İkinci devrede topu Galatasaraylıların Fenerliye, Fenerlinin Galatasaraylıya vermek hususundaki ısrarlarının bozulduğu ikinci hadise, oyunun bitmesine iki dakika kala oldu : Fikret, Naci, Münevver güzel paslarla Galatasaray kalesine indiler ve Naci iki müdafiin arasından geçerek sıkı bir şutla Fener’in galibiyet sayısını yaptı.

Bu sefer de Fenerlilerin müthiş ve iki dakika sonra da oyun bittiği için haklı tezahüratı… Bir kısmı Naci’yi omuzlarda çıkarırken bir kısmı da Galatasaraylıların bulundukları tribünün önünde toplanarak bağırıyorlardı :

– Hani ya, ne oldu balonlar?

Fakat… Şişirilen balonlar sönmüş, balonları şişirenler sinmişti.

Sadun Galip Savcı, 11 Mayıs 1934 – Tan Gazetesi

Bir Cevap Yazın