Küçük Dünyada, Bir Büyük Ölü

12 Haziran 1986 tarihli Milliyet gazetesinde İslam Çupi yazıyor.


Melih Kotanca öldü. Etrafındaki kalabalığı ile değil, etrafındaki yalnızlığına, yalnız baka baka öldü.

Ben 1940 yılının Haziran’ında büyümüşlüğü tanımamış dokuzunda bir çocuktum. Fakat Melih Kotanca’yı büyümüş olmasam da tanıyordum.

İstanbul Atletizm Şampiyonası’nda o gün üç yarış kazanmıştı. Rüzgar gibi girip, rüzgar gibi çıkmıştı Fenerbahçe Stadı’ndan. Sonra kayboldu.

O zamanlar Fenerbahçe’nin ahşap tribünlerinde oturan büyüklerimiz, büyük olan her şeyi bilirlerdi.

Dediler ki, Fenerbahçe’nin, Şeref Stadı’nda, Vefa ile lig maçı var. Melih, Kadıköy’den Çırağan önlerine bir sürat motoru ile santrfor olmaya gitti. Ertesi günü duyduk ki, Fenerbahçe Vefa’yı 4-0 yenmiş, üç golü de Melih atmış.

Melih Kotanca, 1940 yılında tüm Balkan ülkelerini ezip, atletizmde üç madalya alırken de, Fenerbahçe’nin santrforu olarak leblebi gibi goller atıp şampiyonluklar kazandırırken de, sadece kuru bir alkıştı… Futbolu ve atletizmi Fenerbahçe’de bırakırken de kuru bir alkıştı.

Yaşamı süresince çok şeyi değil, hiçbir şeyi olmadı.

Hayatı da; büyük sporculuğu gibi, amatörcesine geçti. Tek ceketi ile mutlu olan adamdı.

Tanrı anlaşılan Melih Kotanca’nın yalnızlığını bu büyük şampiyona yakıştıramadı ki; nihayet yanına aldı.

Ölen Melih Kotanca değil, ölen Fenerbahçe Kulübü… Melih Kotanca’nın ölümü ile ilgili Fenerbahçe’nin verdiği ilana bakın. Soyadı yanlış… İlanın içinde ne Melih’in üç altın madalyalı bir Balkan Atletizm şampiyonu olduğu yazılı, ne de Fenerbahçe’de eşsiz santrforluğu ve gol krallığı… Esas Tanrı’dan rahmeti Kotanca’ya değil, Fenerbahçe Kulübü’ne dilemek gerek… Vah, vah, vah…

İslam Çupi

Bir Cevap Yazın