Hociyindi

Hociyindi

Nasuhi Esat Baydar, portrelerinde bu defa hemen hiçbirimizin bilmediği ilginç bir simaya yer veriyor. Hociyindi, yani Fenerbahçe’nin sarıklı hocası… Tuncay Yavuz‘un, Bedri Gürsoy‘un kaleminden aktardığı Alaaddin Baydar portresinde yazılı olan hikayeyi hatırlarsınız. Orada şöyle bir enstantane vardı :

“Maçın beraberlikle biteceği aşikardı. Zira artık düdük çalmasına iki dakika kalmıştı ki, Alaaddin bir aralık ne yaptı yaptı kaptığı topu evirdi kıvırdı, çevirdi, çalım yaptı ve sıkı bir burun şutu çekti. Topu İngiliz kalesinin ağlarına geçirdi. Halk sevinçten coştu. Avaz avaz “yaşa Ala, var ol Ala” diye haykırmaya başladı. Bir aralık seyirciler arasından beyaz sarıklı, sakallı bir hoca efendi cübbesini toplaya toplaya sahaya fırladı ve Alaaddin’i kucaklayıp öptü: “Bugünü bana gösterdin ya evlat, Allah senden razı olsun” diye bağırmaya başladı. Seneler geçti, hala bugün futbol meraklıları ve biz futbolcular bu vakayı hiçbir zaman unutamayız ve daima gülerekten bahsederiz.”

İşte beyaz sarıklı, sakallı, vatanperver hoca efendi, bu yazıdaki Hociyindi… Halit Çapın’ın dediği gibi; Biz Fenerbahçeliyiz, bizden çok adam çıkar. Size keyifli okumalar olsun, Hociyindi’yi bulmak da bizim boynumuzun borcu olsun..

Fenerbahçe Tarihi Çalışma Organizasyonu


Şimdiki çocuklar bilmezler. Bizim mektepte öğreticilerimize “Hoca efendi” diye hitap ederdik. Bazı haylazlar da kendilerini sık sık cezalandıran bunlardan öc almak isterken hoca efendi sözünü, tahkir makamında “koca hindi”in hafif şekliyle “hociyindi” gibi tekerlerlerdi.

Bizim de Fenerbahçe’de, fakat kendisinden alınacak öcümüz olmayan, bilakis pek hoşlandığımız, hakkımızda gösterdiği alakaya pek duygulandığımız ve bu sebeplerle hociyindi diye çağırdığımız bir dostumuz vardı. Beyaz sarıklı, cübbeli, hayderili, galoş kunduralı, velhasıl, o zamanın bütün din adamları kılığında bir hoca, ve zannedersem, Kadıköyü’nün Gazhane semtinde bir camiin imamı veya müezzini idi. Kuşdili çayırlarından futbol oynandığı günlerde uzaktan uzağa seyircimiz olurdu. Zaman geçtikçe bizlere daha çok yaklaştığını fark ettik. Bir iki sene sonra yakın bir aşinamız gibi idi. Kim bilir hangi bahane ile günün birinde o bize veya biz ona bir şeyler söyledik. Böylelikle aramızda ahbaplık peyda oldu. Nihayet, kulübe girmeye, bizlerle oturup futboldan, futbol maçlarından, sporun her cinsinden bahse cür’et etti.

Fenerbahçe’nin Ateşli Bir Taraftarı Oldu

Cür’et etti, diyorum, çünkü saçlı ve sakallı, cübbeli ve sarıklı bir zatın, gençlerle, gavur icadı futbola dair konuşması, bununla da kalmayıp onların kulüplerine girmez, onların yaşayışlarına az çok katılması – devrin geleneğine göre- hoş görülmeyebilirdi. Ancak imam efendi uyanık insandı. Batıl itikatlara inanmazdı. Başkalarına da inanmamak tavsiyesinde bulunurdu. Hatta, daha ileri gider “Er kişi zorlu olmalıdır” yahut “Birleşin, el ele verin, yenilmezsiniz” gibi sözlerle bizleri spora ve kulüpçülüğe teşvik ederdi. Zaman geçtikçe hocayindi Fenerbahçe’nin ateşli bir taraftarı oldu. Yenilirsek üzülür, gözleri dolar, maçta gayret göstermemiş olanları ayıplardı. Yenersek sevinir, sevincini bizlerden fazla belirtirdi. Bir zafer günü, fesinin üstündeki sarığı çözdükten sonra, şerefimize bir kadeh bira içtiğini bile hatırlarım.

Gel zaman git zaman, Birinci Cihan Harbi’ni takip eden Mütareke devri oldu. Osmanlı İmparatorluğu yıkılmış, İstanbul galip devletlerin işgali altına girmiş, ekalliyetler azmış, her şey memleketi aleyhine dönmüştü. Vatanın istikbali bahis mevzuu idi. Bir güler yüz görmek kabil değildi. Yalnız iki hadise, Mustafa Kemal’in Anadolu’da mukavemeti, Fenerbahçe’nin İstanbul’da futbol galibiyetleri gönüllere ferah veriyordu, dersem mübalağa etmiş olmam.

İşgal kuvvetlerinin Rumların, Ermenilerin, Yahudilerin futbol takımlarını maça çağırıyor ve yeniyorduk. Bu maçlarda Hociyindi hâlâ gözlerim önündedir: Oyunun gidişine göre, çehresi bembeyaz, mosmor, pespembe olur, elleri titrer, vücudu dikleşir. Yahut aşına bir darbe yemişçesine büzülürdü. Ve nihayet, gol sayısı lehimizde çoğalınca neş’esine pâyan olmazdı. Son dakikasında Alaaddin’in tek golile galip geldiğimiz çetin bir maçta Hocayindi, adeta kendini kaybetti; Alaaddin’in peşisıra koşmaya başladı. Onu kucaklamak, tebrik etmek istiyor, bir taraftan da iki gözü iki çeşme ağlıyordu. Hocayindi, Fenerbahçe’nin bu golünü millî zaferin de müjdecisi saymıştı; gerçekten duygusunda da aldanmamıştı. “Birleşin, el ele verin, yenilmezsiniz” diyen o değil mi idi? Bir şeye inanmak, onun taraftarı olmak memleketi de sevmek için bir sebeptir. Ben Hociyindi’yi Fenerbahçe’nin bir taraftarı olduğu kadar, kuvvetli bir vatanperver olarak da tanıdım.

Nasuhi Baydar

Bir Cevap Yazın