Ahmet Atman

Ahmet Atman

Öz Fenerbahçe dergisinin arşivini karıştırırken 21 Haziran 1948 tarihli sayıda, Ahmet Atman hakkında (Kemal Onan imzalı) bir başyazıya denk geldik.

Yazı, Fenerbahçe kurucularından Ayetullah Bey ile akrabalık bağları bulunduğunu yeni öğrendiğimiz bu güzide insanın vefatından sonra kaleme alınmış. Kuleli’den sınıf ve Millî Mücadele’den silah arkadaşı Fikret Yüzatlı‘nın, Ahmet Atman hakkında yazdıklarının aktarıldığı duygu dolu bir metin… Hepsi nur içinde yatsın…

Fenerbahçe Tarihi Çalışma Organizasyonu


Ahmet Atman’ı da Toprağa Verdik

Ahmet Atman’ı kaybettik, onu da bu hafta içinde kara topraklara verdik. Tam 17 yaşında memleket müdafaasına koşan Ahmet Atman hayatının sonuna kadar vatanına hizmet etmekten geri kalmadı.

Ahmet Atman hayatı boyunca memleket atçılığının yükselmesine hizmet etti. Bizde atçılığın temelini yapanlardan biri olduğunu söylersek mübalağa etmemiş oluruz.

Ahmet Atman heyecanlı bir insandı. En büyük zevki koşu pistinde yarış kazanmaktı. Belki onu bu temiz heyecan aramızdan aldı götürdü.

Ahmet Atman’ın yarış yerinde sandalye üzerinde bağdaş kurmuş hali hiç gözümün önünden gitmez, o ne heyecandı, o ne ata karşı sevgi ve bağlılıktı.

Ben şahsen Ahmet Atman’la çok zaman gerek karşı karşıya ve gerekse gazete sütunlarında münakaşa etmiş bir insan olmama rağmen ölümünü duyduğum zaman:

  • Eyvah memleket atçılığının temel direklerinden birisi yıkıldı, dedim. Ve gayriihtiyari gözlerimden yaş geldi.

At sporuna yıllarca maddi ve manevi her türlü yardımı yapan, at neslinin ıslahına en müşkül zamanlarda hizmet eden Ahmet Atman’ın ölümü memleket hesabına büyük bir zıyadır.

Ahmet Atman’a Allah’tan rahmet dilerken sözü onun en yakın arkadaşı Fikret Yüzatlı’ya bırakıyorum.

Mektep arkadaşı, silah arkadaşı, iş arkadaşı, atçılık arkadaşı, daha açıkçası candan kardeşi Fikret Yüzatlı, Ahmet Atman için hiç şüphe yok içi yanarak, gözlerinden yaş akarak, kalben ağlayarak şu satırları karalıyor ve acısını ifade ediyor :

Fikret Yüzatlı Anlatıyor

“Evvelki gün aziz ve kahraman arkadaşım Ahmet Atman’ı ebedi istirahatine verirken 36 senelik hayatımızın son yaprağını toprakla örttük. Bundan sonraki arkadaşlığımız bu uzun yılların hatıralarını yaşatarak onu daima anmak olacaktır.

Cenazesinin arkasında giderken onunla tanıştığımız Kuleli İdadisi gözümün önüne geldi. Ona mektepte Pire Ahmet derdik. O kadar atik, çevik bir çocuktu ki barfikste, paralelde fırıl fırıl döner, türlü türlü parendeler atardı.

İkimiz de futbolu çok severdik. O Anadolu Kulübü’nün kalecisi, ben de Süleymaniye Kulübü’nün sağ hafı idim.

Bu neşeli kulüp hayatı çok sürmedi. Birinci Dünya Harbi başladı. O zaman Ahmet 16, ben 17 yaşındaydım. Bize bir senede iki sınıfı okuttular. Daha çocuk yaşımızda her birimizi çil yavrusu gibi bir cepheye dağıttılar. Ahmet makineli tüfek, ben süvari oldum. Birbirimizden ayrıldık.

Ona Filistin ricati sırasında Amman’da rast geldim. Bir gün evvel yaptığı çetin bir muharebeden sonra bölüğüne çeki düzen vermekle meşguldü. Ancak bir akşam beraber kaldık, yine ayrıldık.

Harp bir felaketle neticelendi. Türk milleti istiklalini kaybetti. Yunan ordusu İzmir’e girdi. İstiklal ateşinin kaynağı içinde yanan Ahmet işte o zaman orduyu da rütbeyi de terk etti. Bir çete oldu. Adım adım düşmanla dövüşmeye başladı.

Bu sefer İzmir Akhisar’ında tekrar buluştuk. Ben oraya 14. Süvari Alayı ile gittim. Bana Ahmet’in cephede olduğunu söylediler. Bulunduğu yer Manisa ile Akhisar arasında Tatar denilen bir köydü. Orada düşmanla mesafeleri yüz metreden fazla değildi. İki taraf da birbirlerine baş kaldırtmıyordu.

Biraz sonra o ovanın amansız hastalığı sıtma Ahmet’i de yakaladı. Bu enerjik adam sıtma nöbetlerini kıtasının başında geçirdi. Bütün kumandanlarının ısrarına rağmen cephesini bırakmadı.

Tatar’da yapılan bir muharebede ben ağır yaralandım. Benden ümidi kesmişlerdi. Ondan su istedim. Ağzıma bir damla su verirken sıcak gözyaşları yüzüme damladı. Sevgili Ahmet, o zaman o yaradan kurtuldum. Şimdi benim gözyaşlarım senin toprağına akıyor.

Ondan sonra o da süvari oldu. Benim bulunduğum alaya geldi. Bütün harpleri beraber yaptık. Bizi himaye eden makinelilerin sesi hâlâ kulağımda çınlıyor. Bundan sonra işte bu sesle arkadaşlık edeceğim. Sen bizim içimizden, dün sınıf arkadaşımız Muhsin’in söylediği gibi, göçtün. Bütün karakteristik yürüyüşün, enerjin, varlığın ve aziz hatıralarınla daima yaşayacaksın. Allah’ın rahmeti seninle olsun.”

Fikret Yüzatlı / 21 Haziran 1948 – Öz Fenerbahçe Dergisi

Bir Cevap Yazın