Erdal Akkan

Erdal Akkan

İki gün sonra, 4 Eylül’de önemli bir Fenerbahçelinin ölüm yıl dönümü : Erdal Akkan.

Fenerbahçe’nin ve Türk atletizminin bu unutulmuş ismi için sözü, Fenerbahçe edebiyatının 1 numarası İslam Çupi‘ye bırakıyoruz.

Fenerbahçe Tarihi Çalışma Organizasyonu


Kendi Boyundan 30 Santim Fazla Atlayan Adam

Yıl, 1956 adlı yıl iken, Türkiye pistleri pıtraktı…

Ekrem Koçak, Cahit Önel, Osman Coşgül, Gül Çıray, Muzaffer Selvi gibi, dev adamlar dev adımlarla Balkan Akdeniz Oyunları pistlerini pislemeyip şereflendirirken, rekorlar rakı kadehi kolaylığında kırılırken, 1956’yı unutturmayan 56 yapan başka biri de vardı…

Öyle elektrik direklerine ellerini uzattığında, ampul çevirme gibi bir beceriyi gerçekleştirebilecek kadar uzun boylu değildi, ortancadan az uzundu…

Kıvırcık sık siyah saçlı idi… Yüzü çikolataya az süt karıştırılmış, siyah sarı karışımı bir renge sahipti. Bu renge kestirmesinden, rengin melezi derlerdi… Vücudu, eti kemiklerine çok yapışmış bir incelikte ve çeliklikte idi…

Bu gelin genci delikanlı da atletti… Adı Erdal Akkan’dı ve yüksekten atmaz, yüksek atlardı.

O tarihte Türkiye’nin en yüksek adamı idi… Çıta 1.97’ye konulduğunda, vücudu bu yüksekliğe hiç ırım kırım demeden, öte tarafa Türkiye yüksek atlama rekortmeni olarak bay gürültülerle geçiyordu…

İlanla mı bulunmuş, kim bulmuş, hangi hınzır beyin düşünmüş, hangi zehir kalem yazmış, bilmiyoruz…

O zamana kadar sadece Erdal Akkan dedikleri Erdal Akkan’a, 1.97’lik Erdal Akkan olduktan sonra şöyle denilmeye başlanmış…

“Kendi boyundan 30 santim yüksek atlayan adam…”

İnsanlar mı Yoksa Bardaklar mı Daha Vefalı

Ve sonra başladı, geçmemesi gereken güzel günlerin geçmeye başlaması…

İstanbul’un yeşili, renk kataloğundan silindi…

Atletizm pistleri rekortmen yerine, ot yetiştirmeye başladı… Kendi fanilalarını kendileri yıkayıp yarışanlar, ilaçsız delik kuruşsuz rekorlar kıranlar, Balkan ve Akdeniz oyunlarında kimseyi önüne geçirmeyenler, yani Türk atletizminin kralları, bir bir tahttan indiler… Krallıklarını bırakıp, sadece vatandaş kalabalığına karıştılar…

Aranmadılar, yoklanmadılar, unutuldular…

Erdal Akkan da bunlardan biri idi…

Bir zamanın alkışlanan aranır adamı olmak, öteki zamanda alkışlanmaz aranmaz adamı olmak zordur…

Kişiyi sallar, bozar, kişiyi toplumdan soyutlar, küskün ve ezik yapar… Kişiyi, “İnsanlar mı yoksa bardaklar mı daha vefalı?”…” gibi sonradan çıkılması olanaksız inişlere yapıştırıverir…

Milliyet bir büyük eskiyi bulduğu zaman o büyük eski de inişe geçmiş ve sırtı ile, bir hastane yatağına yapışmıştı…

Erdal Akkan şimdi felçtir. “Düzelir mi, düzelmez mi?”nin kararı Tanrı’dandır…

Ama Türkiye’nin büyük şampiyonları “bir Tanrı gibi” yaşatmadığı, Tanrı’nın her gün gördüğü başka bir gerçektir…

İslam Çupi / Milliyet Gazetesi – 12 Mart 1985


Not : Bol miktarda İslam Çupi yazısı için İslamÇupi.org adresini de ziyaret etmenizi tavsiye ederiz.

Bir Cevap Yazın