Menü Kapat

Mahalleden Futbola

Taha Toros arşivinde bulunan “Mahalleden Futbola” başlıklı bu yazıda, Şeyh’ül Muharririn Burhan Felek, futbolla nasıl tanıştığını yazmış. Döneme ışık tutması bakımından önemli bir yazı. Keyifli okumalar..

Fenerbahçe Tarihi Çalışma Organizasyonu


Geçmiş Zaman Olur ki

Eski devirde bir mahalle vardı.

Bugün bu mahalle o zamanki manasıyla mevcut değil. Evvelâ mahallemiz oldukça büyüktü. Sonra mahallenin her sınıftan adamı vardı. Kibarı, zengini, fakiri, kabadayısı, sarhoşu, bakkalı, esnafı, kömürcüsü hatta kireç satanı vardı.

Ben İstanbul tarafını bilmem, Üsküdarlıyım. Hukuk Mektebi’ne girinceye kadar da İstanbul’a geçmezdim. Üsküdar’da İstanbul’un adı “Karşı” idi. Birini sordukları zaman:

—-Karşı’ya gitti! dediler mi İstanbul’a gittiği anlaşılırdı.

Doğrusunu isterseniz nasıl Aksaray bir mahalle değil, fakat bir mahalle gibi geniş bir sahayı ifade ederse, Üsküdar da öyleydi. Ben Soyadı Kanunu çıkıncaya kadar imzamın üstüne “Üsküdarlı” ibaresini yazardım. O benim için bir övünme vesilesi olurdu. Mahallemizde ve genişleterek Üsküdar’da, İstanbul’un meselâ Aksaray gibi meşhur, geniş ve renkli semtlerinin bütün vasıfları vardı.

Meselâ Aksaray’ın 12’leri meşhurdu. Ben ancak Mahmut Şevket Paşa’nın katli üzerine İttihatçılar, muhalifleri toplayıp Sinop’a sürdükleri zaman bunların üç tanesini vapurda tanımıştım.

Arap Abdullah o zaman 90’ın üstündeydi. Belinde koca bir kama ile gezerdi, ittihatçılar Arap Abdullah’ı sürgüne gönderecekleri zaman kendisi:

— Başüstüne, ama kamayı bırakmam! demiş, onlar da müsaade etmişler, koskoca bir kama koltuğunun altında asılı dururdu.

İkinci tanıdığım. Yorgancı Faik Efendi ismindeki kabadayı idi. Halinden hiç de öyle kırıp-dökücü olduğu anlaşılmazdı. Tıknaz bir adamdı.

Üçüncüsü 12’lerden midir, değil midir, pek kestiremiyorum. Çerkes Mehmet Pehlivan’dı. Bu Çerkes Mehmet Pehlivan, Arap Abdullah’ın âdeta kölesi gibi ona hizmet ederdi. Arap Abdullah 90’lık, Çerkeş Mehmet Pehlivan ise 70’lik birer genç idiler.

Bu Çerkeş Mehmet Pehlivan, II. Meşrutiyet’in ilânı üzerine çıkan aff-ı umumî ile meydana çıkmış bir kanun kaçağı idi. Şöyle ki, saltanat devrinde bir gün cinayet mahkemesinde bir duruşmaya çıkmış, muhakemeden sonra şimdi yanmış olan eski adliyenin büyük merdiveninden eli kelepçeli inerken iki yanındaki jandarmaları kollarıyla itip kurşun gibi aşağı inmiş ve hapishane arabasına atlayarak çala kamçı kaçmış. Nereye gitmiş, nerede saklanmış? Belli olmamış.

II. Meşrutiyet’in ilânında Çerkeş Mehmet Pehlivan da dağdan inmiş. İşte tanıdığım kabadayılar bunlardır. Fakat bunların da artık kabadayılık halleri kalmamış. Ama eski zırhlılar gibi kelle kulak yerinde, ağır ağır hareket eden birtakım kimselerdi.

Neyse, lafı saptırdık.Bizim mahallenin de kabadayıları vardı. Ama bunlar kibar kabadayılardı. Bunlar Esvapçıbaşı Ahmet Bey’in oğulları Saadettin ve Alaaddin beylerdi.

Ben Saadettin Bey’le idadide (lisede) bir sene kadar beraber okudum. O yukarı sınıfta iken ben ikinci sınıfta idim. Mektepte bir cinayet olmuştu. Sezai adında bir çocuk, kendisine yüz vermeyen Serasker Hüseyin Avni Paşa’nın torunu Muhittin isminde zeki, edip, pek kıymetli bir genci lisenin bahçesinde tabanca ile vurdu. Kurşun bel kemiğine isabet etti. Murdarilik dediğimiz bel kemiği içindeki sinirini kopardı ve Muhittin Bey bütün hayatı boyunca kötürüm kaldı. Zaten genç yaşında da öldü. İşte bu Muhittin Bey’i vurduktan sonra Sezai, Salacak İskelesi’ne doğru kaçmaya başladı. Peşine Esvapçıbaşı’nın oğlu Saadettin Bey düştü ve iskeleye varmadan yakalayıp getirmişti. Biz bunu gözlerimizle görmüştük.

Alaaddin Bey ise aslan gibi, iri yan bir adamdı. Mahallede edepsizlik edenleri döverek terbiye eder ve başka mahallelerin bizim mahalleye sarkıntılık etmesine mani olurdu. Görüyorsunuz ki, bu mahalle hayatı biraz Ortaçağvarî bir yaşayıştı. Ama biz buna alışmıştık.

O devirde insanlar ya kendilerinin, ya başkalarının taktığı lâkapla anılırdı. Ben kendime “Üsküdarlı” demiştim. Saadettin ve Alaaddin beyler babalarının adlarıyla meşhur idiler. Esvapçıbaşı’nın Alaaddin Bey denirdi. Bu arada meselâ —bana futbolu tanıtanların anası olan— Sesi Kısık Şadiye Hanım diye bir kadın vardı. Kadının sesi kısıktı ve öyle anılırdı.

İşte bu Şadiye Hanım kanalıyla asıl konuya giriyorum.

Mahallemizdeki mâruf aile reislerinin de kendilerine göre lâkapları ve şöhretleri vardı. Meselâ Mühürdar Agâh Bey, Adliye Nazın Abdurrahman Paşa’nın mühürdarıydı.

Kekeme Tevfik Bey, Serasker Kapısı hûlefasından (kâtiplerinden) idi. Konuşurken kekeler, şarkı söylerken kekelemezdi. Bu Sesi Kısık Şadiye Hanım’ın iki oğlu vardı, ikisi de Serasker Kapısı kâtiplerindendi. Bir gün Çiçekçi Kahvesi’nde otururken Sesi Kısık Şadiye Hanım’ın büyük oğlu Ziya Bey:

— Yahu! Kuşdili’nde Ingilizler bir top oyunu oynuyorlar. Herkes gidip seyrediyor. Çok heyecanlı bir oyun! dedi.

Babam merhum da bir gün aldı beni, Kuşdili’ne mi, Papazçayırı’na mı, iyi hatırlamıyorum, bunlardan birine götürdü. Ben şaşırdım. Herkes arabalar tutmuş ve arabaların üstüne çıkmış olarak futbol seyrediyordu. O anda bu oyun beni büyüledi. Bunun hakkında kitaplar aradım, buldum.

1907 tarihinde Üsküdarlı on-on beş arkadaşla “Anadolu idman Yurdu” adındaki kulübü kurduk. Bu kulübü kuranların içinde şayan-ı dikkat çocuklar vardı. Meselâ meşhur Huzur Uleması’ndan Kaptanpaşalı Hoca Nazif Efendi merhumun iki hafız oğlu vardı. Hafız Nasuhî, Hafız Macid.

Kulübü kuranların başında Nafia Nezareti (Bayındırlık Bakanlığı) ketebesinden Şecaettin Bey merhum bulunurdu. 30 yaşlarında olan bu zat kulübün reisiydi. Hafız Nasuhî sonradan avukatlık etti ve genç yaşında öldü. Macid ise, maalesef belki de ırsî bir sebeple genç bunama hastalığına tutuldu. Günün birinde kayboldu. Aylardan sonra Mısır’da olduğunu öğrendik. Geri geldi ve bu hastalığın daima sebep olduğu veremden genç yaşında vefat etti.

İşte ben futbolu bu Sesi Kısık Şadiye Hanım’ın büyük oğlu Ziya Bey’in teşvikiyle gördüm, sevdim ve, onun büyüsüne tutuldum. İtiraf ederim ki, iyi bir futbol kaderini ilgilendirecek pek az spor vardır. Yalnız kendim oynamamış olmama rağmen Amerikalıların icadı olan basketbol, eğitmek bakımından en mükemmel spordur diye bir iddia vardır.

Burhan Felek (Taha Toros Arşivi)

Bir Cevap Yazın