Menü Kapat

Büyük Fikret Bölüm IX

Büyük Fikret Bölüm IX

Fenerbahçe tarihinin en çok Türkiye şampiyonluğu kazanan beş isminden birisi olan ve Fenerbahçe’ye hem futbolcu, hem teknik direktör, hem de Başkan olarak hizmet eden “Büyük” Fikret Arıcan‘ın kitabından pasajlar ile karşınızdayız. Huzurlarınızda: Büyük Fikret Bölüm IX

Fenerbahçe Tarihi Çalışma Organizasyonu


Büyük Fikret

Büyük Fikret Bölüm IX

Basınla İlişkilerim

Birinci takıma yeni geçmiştim. Bir gazetenin sonradan en büyük isimlerinden biri olan bir yazar benimle röportaja geldi. Gençlik bu ya… Gazetede adımın, fotoğrafımın çıkmasından memnundum. Ona şunları söyledim:

“Futbol gerçi ayakla oynanır. Fakat kafa yapısı ve sürati intikali iyi olan kişiler daha iyi futbol oynarlar. Buna gıda almak ve varlıklı olmak da eklenirse şartlar daha değişik olur.”

Bana hangi yemekleri sevdiğimi sordu.

“Daha gencim, yemek ayırt etmem” dedim.

Birkaç gün sonra gazetede bir fotoğrafımla şu yazı yayınlandı:

“Bir futbolcunun rahatlıkla top oynayabilmesi için ayda 300 lira geliri, üstün zekâsı ve varlığı olmalıdır.”

O devirde milletvekili maaşlarının 300 lira olduğu düşünülürse bu paranın ne kadar büyük olduğunu ortaya çıkar. Ayrıca sevdiğim yemekler arasında o zamana kadar adını duymadığım enginar dolmasından söz ediliyordu. Çok sinirlenmiştim. Okuyanların ne diyeceklerini düşünüyordum ki, ilk laf evden geldi. Babam, “Oğlum, bu söylediklerinin hiçbiri bizde yok… Sen futbolu şimdiden bırak” diyerek annemle birlikte benimle alay ettiler. Üzüntüm daha da arttı. Başka bir gazeteye giderek aynı fotoğrafla söylediklerimi tekrarladım. Aynı çıktı. Tabii sonuç aleyhime oldu. Basın mensuplarıyla aramıza kara kedi girdi. Aslında fotoğraf çektirmekten pek hoşlanmazdım. Tabii sonradan geri dönmekte bana düştü…

Gürültülü Galatasaray Maçı ve Öfkeli Kaleci Bedi Yazıcı’nın Ortaya Çıkışı

İstanbul’un üç büyük kulübünün arasında bir buçuk saatlik saha içi mücadelelerinde dostluk ayrı bir yer tutar. Fakat zaman zaman münakaşalı maçlarımız da olmuştur. O zamanki Taksim Stadı’nın sahipleri Galatasaraylı ve Fenerbahçeli kişiler olduğundan Sarı – Kırmızılılarla olan dostluğumuz daha ileriydi. İstanbul’da olan maçlarımızda Galatasaray Kulübü’nde soyunur, Kadıköy’deki maçlarda onlar bizim soyunma odalarımızda soyunurlardı.

İstanbul’da oynadığımız bir Galatasaray maçında sahada çok soğukkanlı olarak bilinen M. Reşat Nayır o gün kendisine sert hareketlerde bulunan Kadri’ye kızarak O’na bir elense çekti. Kuvvetli bir futbolcuydu… Bizim takım o sırada iyi oynuyordu. Yanların koştum, “Ne yapıyorsunuz?” demeye kalmadı, arkamdan yetişen Galatasaraylı bek Tevfik beni kucaklayarak öbür tarafa koydu. Benim kavga sevdiğimi sanan Tevfik’le çok sevişirdik. Mert bir çocuktu… O da bana olan yakınlığından kavgayı önlemek için araya girmiş. Bu durumu gören bizim kaleci Hüsamettin de kavgayı önlemek için araya girince işler karıştı. Üzülerek söylemek isterim hakiki bir mahalle kavgası başladı. Aslında gürültü hiç yoktan çıkmıştı. Ama kötü şeyler oldu. Müebbet boykot, altı ay, iki ay cezalar aldık. Ancak hiçbir ceza tamamlanmazdı. Bu cezalar da sonradan affedildi. Maçtan sonra Galatasaray Kulübü’ne az önce kavga ettiğimiz Sarı – Kırmızılı futbolcularla beraber gittik. Yaptıklarımızdan pişman olarak birbirimizden özür diledik. Sporcu düşüncemiz burada başlamışt1.

Bu kötü maçın öncesinde B takımları müsabakaları sırasında Türk sporuna ve kulübümüze büyük emekleri geçen bir genç ortaya çıktı. Cevizlik Çayırı ekolünde kaleci Bedi Yazıcı… Bedi her zaman kaleci oynamazdı. Aklımda kaldığına göre Robert Kolej okul takımında forvet oynardı. Spor hayatının çoğu zamanını orada geçirdiği için aramızda görünmezdi. O gün B takımları maçında yer almış. Ben stada geldiğim zaman o günün antrenörü Herr Şveng’i kapıda beklerken buldum. Heyecanlıydı Şveng… Beni yakalayarak yarım Türkçesiyle, “Çocuğum… Bugün B takımında oynayan bir kaleci vardı. Harikaydı… Havadan, yerden kuş uçurtmuyordu. Ben ne Avrupa’da ne Türkiye’de böyle kaleci görmedim. Hemen A takımına alalım” dedi. Düşündüm ve kim olduğunu çıkaramadım. Bir de baktım Cevizlik Çayırı’ndan Bedi Yazıcı… Benim için yabancı değildi… Ama bazı işlerde “Kısmet önemlidir…” derler ya… Bunun ne kadar doğru olduğunu o gün anladım.

Kavgalı maçta kaleci Hüsamettin de bizimle beraber ceza aldı. Antrenörümüzün gözünde büyüyen B takım kalecisi Bedii Yazıcı A takım kalesine yerleşti. Yaradılış itibariyle oynamayı ne kadar seversem maç seyretmekten o kadar hoşlanmam. Ama Bedii’nin oyunlarını seyretmek için cezalı olduğum süre içinde maçlara giderdim. Kavgalı maçta Zeki ile Süleyman Tekil kavgaya karışmadığı, Niyazi de oynamadığı için ceza almamışlardı. Bu üçü dışında tamamen, genç bir kadro ile devam ettiğimiz lig maçlarında Bedi’nin harika oyunlarıyla az daha şampiyon oluyorduk. Ancak son Beşiktaş maçında çok yüksekten gelen bir top Hakkı’nın kafasından aşınca Bedii’yi aştı ve şampiyonluğu kaçırdık. Ama Bedii’yi kazanmıştık.

Eğer kavgalı maç olmasaydı, Bedii’nin yetenekleri ortaya çıkmayacak, dolayısıyla kulübümüz ve Türk futbolu böyle klas bir kaleciye sahip olamayacaktı…

(DEVAM EDECEK)


Fotoğraf-1) Bir maç öncesi Taksim Stadı harabelerinde Reşat’la birlikte bu fotoğrafı çektirmiştik. O zaman ikimiz de 17 yaşındaydık. İnsan o yaşa dönmek için neler vermez.

Fotoğraf-2) Bir Galatasaray maçında çıkan kavgada her iki takımdan da 9’ar kişi cezalandırılınca gençlerden yeni bir ekip teşkil edildi. Ve kaleci Bedi ilk kez o maçtan sonra adını duyurmuştu. Soldan sağa: Antrenör Şvenk, Ziya, Semih, Necdet, Niyazi, Zeki, Şaban, Şevki, Fazıl, Ekrem, Ziya, Bedi.

Bir Cevap Yazın