Etiket: Otomobil Nuri

  • Fener’in Aslanı : Kaleci Arslanyan

    İşgal yıllarında ve sonrasında Fenerbahçe forması giyen “Ceylan” lakaplı Bedri Gürsoy, Akşam gazetesindeki köşesinde Fenerbahçe’nin meşhur kalecisi Arslanyan’ı yazmış.

    * * * * * *

    Onu tanıyanlar, oyununu görenler pek iyi bilirler. Küçüktüm ama ben de pekâlâ hatırlıyorum. Arslanyan, ne yaman, ne mahir kaleci idi. Kısa boylu, tıknaz vücutlu, kalın bacaklı olan bu oyuncu, bu hali ile hiç de fevkalade bir sporcu ve futbolcu tipi göstermezdi. Hele onun lastik top gibi çevikliğine imkanı yok ihtimal vermezdiniz. Oyun haricinde konuşması, oturması kalkması o kadar ağır, sanki kurşun gibi idi.

    Arslanyan’ın yüzünde derhal fark edilen, göze çarpan bir alamet vardı. Etli ve iri burnu ucundan ağıza doğru adamakıllı yatık ve basıktı. Bu usta kalecinin yürüyüşünde ve iki tarafa yalpa vura vura koşuşunda da bir hususiyet vardı.

    Eşsiz futbolcumuz Bekir’in en beğendiği ve hatta yıldığı kaleci Arslanyan’dı. Buna mukabil Arslanyan’ın da en çok takdir ettiği, korktuğu, golünü yediği muhacim Bekir’di. Bekir’in patlattığı o meşhur bomba gibi şutların çoğu Arslanyan’ın soğukkanlı, tecrübeli oyunu karşısında erirdi. Lâkin bunlardan bir ikisi bir kere de yerini ve yolunu buldu mu Arslanyan’ın kımıldamasına bile vakit kalmadan kale ağlarına yapışırdı.

    Bir zamanlar Fenerbahçe Kulübü’nden başta Otomobil Nuri, Bekir, Beleş Cemil ve Haydar olmak üzere birçok değerli oyuncular çıkmışlar, Altınordu Kulübü’nü kurmuşlardı. Altınordulular, aralarında Bekir gibi bir oyuncu da dahil bulunduğu halde Fenerbahçe’nin karşısına canlı ve kuvvetli bir rakip çıkarmaya başlamışlardı. Bundan dolayı o zamanlar Altınordu ile Fener’in karşılaşmaları cidden çok çetin olurdu.

    İşte gene bir gün böyle hararetli maçlardan birinde adeta bir Arslanyan ve Bekir mücadelesi olmuştu ki bu futbol hatırasını ömrüm oldukça unutamam.

    Maç çok hızlı ve heyecanlı oluyordu. Bu anlarda en çok göze çarpan ve seyircileri heyecandan titreten vaziyet şu idi : Kulüp değiştirmek meselesinden Bekir’e son derece içerleyen, koyu Fenerbahçeli olan Arslanyan sanki Bekir’e gol attırmamaya ahdetmişti. Bekir’in en demir gibi şutlarını uzaktan, yakından, havadan, yerden ne pozisyonda gelirse gelsin akıllara hayret verecek bir maharetle yakalıyor ve her defasında da topu geriye fırlatırken Bekir’i fırsat bu fırsat diye kızdırıyor, ona şu şekilde bağırıyordu:

    – Bunu da atamadın… Nafile.. Başka sefere!

    Lâkin Bekir bu… Bunun altında kalır mı? Bir aralık ne yapıp yapıp ayağına geçirdiği topu yıldırım hızıyla kaleye doğru sürüyor, önüne gelen tam üç kişiyi ayrı ayrı o müthiş vücut ve ayak çalımıyla atlatıyor Nihayet seri bir eşape ve sonra birden on on iki adımdan kalenin sol köşesine şimşek gibi şutunu savuruyor. Bekir’in topa vurduğu zaman çıkardığı kendine mahsus o bomba gibi tok sesini işitiyoruz. O anda da topu ağların içerisinde görüyoruz. Arslanyan bu tutulmaz şut karşısında şaşırarak hareket bile edememiştir.

    Nihayet Arslanyan’ın inatçı ve müessir oyunu karşısında Bekir, işte bu şekilde enfes bir gol ile intikamını almış oluyordu.

    Kaleci Arslanyan, hızından kale ağlarına dolaşan topu söylene söylene çıkartmakla meşgul iken, Bekir’in şu şekilde bağırdığı işitiliyordu:

    – Zahmet etme, biraz sonra bir tane daha atacağım!.. İkisini beraber çıkartırsın!..

    Arslanyan bugün sağ mıdır, ölmüş müdür, nerededir? Bilmiyorum. Onu en son olarak Türk milli takımının 925 senesinde Romanya milli takımı ile Bükreş’te yaptığımız maçtan sonra görmüştük. Oyundan sonra yanımıza koştu. Bükreş’te ticaretle meşgul olduğunu söyledi. Maçı kazandığımız ve iyi bir oyun gösterdiğimiz için hepimizi tebrik etti. Romanyalı oyuncular hakkında izahat verdi. Gözleri yaşla dolu olduğu halde İstanbul’un hasretini çektiğini söyledi.

    Oyun Tarzı, Hususiyeti, Meziyetleri ve Noksanları

    Kendi kendine görgüsüz, muallimsiz, antrenörsüz yetişen, Fenerbahçe kalesini senelerdir top uçurmadan bekleyen bu meşhur kalecinin oyun tarzı bambaşkadır. Plonjonu, eşapesi, blokesi, degajmanı, her şeyi ne şimdiki futbol sistemine, ne de bugünkü kalecilerimizin oyun tarzına benzer. Mesela, Arslanyan başının ucundan havadan kurşun gibi gelen topları ellerini çırparmış gibi havada bir hareket yaparak armut tutar gibi kolayca tutardı. Hem de nasıl? Bütün hızıyla ok gibi gelen top bu kuvvetli iki tokatın ve bileğin arasında mengeneye sıkışmış gibi hareketsiz mıhlanıp kalmak şartıyla!.. Bu nasıl oluyordu? (Zira şimdiki kaidelere nazaran bu suretle top tutmak hatalıdır, sakattır, tehlikelidir.) Onu düşünmeyiniz. Belki başta kaleciler bu şekilde top tutmaya kalksalar, ellerini de yırtarak top içeri girer, gol olur. Hele bu Bekir’in şutu olursa… Lakin Arslanyan’ın bir defasında olsun bu suretle tuttuğu topları kaçırdığı görülmemiştir.

    Son derece soğukkanlı idi. Kalede sanki hiçbir şey görmüyormuş gibi lakayd, ağır ağır hareket ederdi. Lakin birden lüzumu anında zıplar, bu lapacı gibi görünen vücut, çevikleşir, sanki civa kesilirdi.

    Arslanyan kadar karşısındaki oyuncunun pozisyonundan topu nereye ayacağını kestiren bir kaleci diyebilirim ki dünya yüzüne pek az gelmiştir. Karşısında hasım oyuncu, daha topa vurmadan o, çevik hareketlerle derhal yer tutardı.

    Zaviye kapayışları, zaviyeden kurtardığı goller, bir taraftan bir tarafa şimşek gibi plonjonlar, icabında, bilhassa kornerlerde, havaya sıçramalarla top yumruklamaları, oyuncu karşısına zamanında yaptığı yerinde cesur, enerjik deparlar bir tek kelime ile mükemmeldi.

    Kusur mu? Arslanyan gibi bir kalecide kusur aramak bir parçacık olsun futboldan anlamamaktır. Halbuki ben azıcık olsun bu işten anlarım diye geçiniyorum. Onun için müsaade edin de aramayayım.

    “Ceylan” Bedri Gürsoy

  • Başka Bir Açıdan Kuruluş

    Başka Bir Açıdan Kuruluş

    Sedat Taylan‘ın 1944 tarihli “Fenerbahçe’den Hatıralar” kitabında, başka bir açıdan kuruluş hikayemiz var. İsmini duyduğumuz ancak karakter detaylarını bilmediğimiz isimlere dair kıymetli hatıralarla beraber… İyi okumalar…

    Fenerbahçe Tarihi Çalışma Organizasyonu


    Otuz Yedi Senelik Şerefli Mazi

    Fenerbahçe’nin nasıl kurulduğu ve aşağı yukarı otuz yedi senelik şerefli mazisi spor mecmualarında birkaç defa intişar etti. Böyle olmakla beraber, bugün bütün yurtta geniş mikyasta bir sevgi toplamış olan Fenerbahçe’nin hatıralarından bir kısmını yazarken kuruluşu üzerinde de biraz durmayı ve kısa bir tarihçesini yapmayı münasip gördüm.

    Fenerbahçe Kulübü 1906 senesi ilkbaharında, birkaç sporsever gencin himmetiyle gayri resmi olarak kurulmuştur. Bu gençler Natta şirketi İstanbul acentesi Ziya, Saint Joseph Türkçe hocası merhum Enver, gemi inşaatçısı Asaf ve deniz subaylarından Necip Beylerdi. Bu gençlere bilahare eski Ziraat Vekili merhum Sabri Bey, o devrin en parlak futbolcusu Hasan merhum, Dalaklı namıyla maruf merhum Hüseyin, Avukat Sabri, Nasuhi ve Şefkati Beyler de iltihak etmişlerdir.

    O zaman cemiyet teşkili yasak olduğundan kendi aralarında anlaşan bu gençler, gayri resmi kulüplerinin, adını, idmanlarının ekserisini yaptıkları semtin adına izafeten “Fenerbahçe” koymuşlar ve formalarının renklerini de Fenerbahçe’de mebzul bulunan papatyadan ilham alarak sarı-beyaz olarak kabul etmişlerdir.

    Bu gayri resmi teşekkül, Kadıköy’ün gençlik muhitinde geniş bir alaka uyandırmış ve kısa bir zamanda kulübün aza miktarı fazlalaşmıştır. Bu vaziyet karşısında kulüpte bir idare heyetine lüzum görülmüş ve ilk idare heyeti : Reis Ziya, umumi kaptan merhum Hasan, umumi katip Ayetullah merhum, muhasebeci Hakkı Saffet ve veznedar da Necip olarak teşekkül etmiştir.

    Antrenmanlar

    Futbol idmanları için, muayyen bir yer olmadığından antrenmanlar, Kuşdili, Kurbağalıdere, Kördere, Baklatarlası ve Gazhane çayırlarında yapılmaya başlanmış; ve her antrenmana seyyar kaleler de beraber götürülmüştür. Bilahare, Fenerbahçelilerin bugünkü güzel stadının bulunduğu saha o zaman “Papazın Çayırı” namıyla maruftu. Hazine-i Hassa’dan bir müddet için kiralanmıştır. Bu suretle Fenerbahçeliler, daha o zaman ilk defa memlekete bir saha kazandırmış olmakla iftihar edebilirler.

    İki sene sonra yani 1908’de yeni cemiyetler kanunu mucibince Fenerbahçe Kulübü de resmen tescil edilmiştir. Fakat bu sırada Fenerbahçe’nin iki maruf futbolcusu Hasan ve Hüseyin Fenerbahçe Kulübü’nden ayrıldıklarından, Fenerliler o sene girdikleri ligde altı kulüp arasında sonuncu olmuşlardır. Bu neticeden müteessir olan bazı azalar daha kulüpten ayrılmışlarsa da; Fenerbahçe kısa bir zaman sonra Hasan Kamil, Kemal, Sait Selahattin, Galip merhum, Otomobil Nuri merhum, Tevfik ve Mustafa gibi elemanlar kazanmış ve forması da bugünkü Sarı-Lacivert rengi almıştır. Aynı zamanda yanan binanın yanındaki köprünün öte tarafında bulunan azadan mühendis Kemal’in bahçesindeki boş bir oda da Fenerbahçe’nin ilk lokali olmuş; ve Fenerlilerin her biri evlerinden bir parça eşya getirerek burayı döşemişlerdir. (1909)

    Şampiyonluk Geliyor

    Sarı lacivertliler dahili bir hayli değişmeler yapmakla beraber lig maçlarındaki sonuncu vaziyeti henüz değiştirememişlerdi. Bu sıralarda o zaman ön safta bulunan Rum ve İngiliz takımlarını yenen Galatasaray ecnebilere karşı kuvvetli bir teşekkül olduğunu kabul ettirmeye başlamıştı. Fakat 1911-1912 yılında bir ihtilaf neticesi Galatasaraylılar lig maçlarından çekilince, meydan yine İngiliz ve Rum takımlarına kalmıştı. Fakat netice bütün tahminlere aykırı bir şekilde tecelli etti. Fenerbahçeliler, büyük bir azim ve imanla oynayarak o sene lig şampiyonluğunu kazanmaya muvaffak oldular. Ve bunun bir tesadüf eseri olmadığını müteakip senelerde de aynı mevkiyi muhafaza suretiyle ispat ettiler.

    Fenerbahçeliler, 1912 senesinde aza miktarının artması dolayısıyla, daha geniş bir lokale ihtiyaç hissederek; Altıyol ağzının Kuşdili Çayırı’na giden cadde ile ona muvazi sokağın birleştiği noktada kiraladıkları yeni binaya taşındılar. Bu sıralarda Doktor Hamit Hüsnü de Galatasaray’dan ayrılarak Fenerbahçe’ye intisap etmiş; ve onun tavassutu ile kulübün başına Nafia Nazırı Hulusi Bey gelmişti.

    Bir müddet sonra bu binanın da kâfi gelmediği görülmüş; ve nihayet 1913 senesi sonlarına doğru Kuşdili Çayırı’ndaki yanan kulüp binası kiralanarak oraya taşınılmıştır.

    O zamanki yemyeşil Kuşdili Çayırı’nda bir papatya gibi görünen bu şirin binaya yerleştikten sonra Fenerbahçeliler çalışmalarına daha hız vererek muvaffakiyetten muvaffakiyete koşmuşlardır. Birinci cihan harbini müteakip işgal senelerinde İstanbul’da bulunan İngiliz ve Fransız takımlarına karşı bir seri halinde üst üste galibiyetler kazanan Fenerbahçe’yi efkar-ı umumiye tam manasıyla tutmuş ve sevgi, seneler geçtikte daha kökleşmiştir.

    Sedat TAYLAN – Fenerbahçe’den Hatıralar / Başka Bir Açıdan Kuruluş

  • Fenerbahçe’nin Kuruluşuna Dair Başka Bir Bakış

    Sedat Taylan’ın 1944 tarihli “Fenerbahçe’den Hatıralar” kitabında kuruluşa dair başka bir bakış açısı ve ismini duyduğumuz ancak karakter detaylarını bilmediğimiz isimlere dair kıymetli hatıralar var. İyi okumalar…

    * * * * *

    Fenerbahçe’nin nasıl kurulduğu ve aşağı yukarı otuz yedi senelik şerefli mazisi spor mecmualarında birkaç defa intişar etti. Böyle olmakla beraber, bugün bütün yurtta geniş mikyasta bir sevgi toplamış olan Fenerbahçe’nin hatıralarından bir kısmını yazarken kuruluşu üzerinde de biraz durmayı ve kısa bir tarihçesini yapmayı münasip gördüm.

    Fenerbahçe Kulübü 1906 senesi ilkbaharında, birkaç sporsever gencin himmetiyle gayri resmi olarak kurulmuştur. Bu gençler Natta şirketi İstanbul acentesi Ziya, Saint Joseph Türkçe hocası merhum Enver, gemi inşaatçısı Asaf ve deniz subaylarından Necip Beylerdi. Bu gençlere bilahare eski Ziraat Vekili merhum Sabri Bey, o devrin en parlak futbolcusu Hasan merhum, Dalaklı namıyla maruf merhum Hüseyin, Avukat Sabri, Nasuhi ve Şefkati Beyler de iltihak etmişlerdir.

    O zaman cemiyet teşkili yasak olduğundan kendi aralarında anlaşan bu gençler, gayri resmi kulüplerinin, adını, idmanlarının ekserisini yaptıkları semtin adına izafeten “Fenerbahçe” koymuşlar ve formalarının renklerini de Fenerbahçe’de mebzul bulunan papatyadan ilham alarak sarı-beyaz olarak kabul etmişlerdir.

    Bu gayri resmi teşekkül, Kadıköy’ün gençlik muhitinde geniş bir alaka uyandırmış ve kısa bir zamanda kulübün aza miktarı fazlalaşmıştır. Bu vaziyet karşısında kulüpte bir idare heyetine lüzum görülmüş ve ilk idare heyeti : Reis Ziya, umumi kaptan merhum Hasan, umumi katip Ayetullah merhum, muhasebeci Hakkı Saffet ve veznedar da Necip olarak teşekkül etmiştir.

    Futbol idmanları için, muayyen bir yer olmadığından antrenmanlar, Kuşdili, Kurbağalıdere, Kördere, Baklatarlası ve Gazhane çayırlarında yapılmaya başlanmış ve her antrenmana seyyar kaleler de beraber götürülmüştür. Bilahare, Fenerbahçelilerin bugünkü güzel stadının bulunduğu saha o zaman “Papazın Çayırı” namıyla maruftu. Hazine-i Hassa’dan bir müddet için kiralanmıştır. Bu suretle Fenerbahçeliler, daha o zaman ilk defa memlekete bir saha kazandırmış olmakla iftihar edebilirler.

    İki sene sonra yani 1908’de yeni cemiyetler kanunu mucibince Fenerbahçe Kulübü de resmen tescil edilmiştir. Fakat bu sırada Fenerbahçe’nin iki maruf futbolcusu Hasan ve Hüseyin Fenerbahçe Kulübü’nden ayrıldıklarından, Fenerliler o sene girdikleri ligde altı kulüp arasında sonuncu olmuşlardır. Bu neticeden müteessir olan bazı azalar daha kulüpten ayrılmışlarsa da Fenerbahçe kısa bir zaman sonra Hasan Kamil, Kemal, Sait Selahattin, Galip merhum, Otomobil Nuri merhum, Tevfik ve Mustafa gibi elemanlar kazanmış ve forması da bugünkü Sarı-Lacivert rengi almıştır. Aynı zamanda yanan binanın yanındaki köprünün öte tarafında bulunan azadan mühendis Kemal’in bahçesindeki boş bir oda da Fenerbahçe’nin ilk lokali olmuş ve Fenerlilerin her biri evlerinden bir parça eşya getirerek burayı döşemişlerdir. (1909)

    Sarı lacivertliler dahili bir hayli değişmeler yapmakla beraber lig maçlarındaki sonuncu vaziyeti henüz değiştirememişlerdi. Bu sıralarda o zaman ön safta bulunan Rum ve İngiliz takımlarını yenen Galatasaray ecnebilere karşı kuvvetli bir teşekkül olduğunu kabul ettirmeye başlamıştı. Fakat 1911-1912 yılında bir ihtilaf neticesi Galatasaraylılar lig maçlarından çekilince, meydan yine İngiliz ve Rum takımlarına kalmıştı. Fakat netice bütün tahminlere aykırı bir şekilde tecelli etti. Fenerbahçeliler, büyük bir azim ve imanla oynayarak o sene lig şampiyonluğunu kazanmaya muvaffak oldular ve bunun bir tesadüf eseri olmadığını müteakip senelerde de aynı mevkiyi muhafaza suretiyle ispat ettiler.

    Fenerbahçeliler, 1912 senesinde aza miktarının artması dolayısıyla, daha geniş bir lokale ihtiyaç hissederek, Altıyol ağzının Kuşdili Çayırı’na giden cadde ile ona muvazi sokağın birleştiği noktada kiraladıkları yeni binaya taşındılar. Bu sıralarda Doktor Hamit Hüsnü de Galatasaray’dan ayrılarak Fenerbahçe’ye intisap etmiş ve onun tavassutu ile kulübün başına Nafia Nazırı Hulusi Bey gelmişti.

    Bir müddet sonra bu binanın da kâfi gelmediği görülmüş ve nihayet 1913 senesi sonlarına doğru Kuşdili Çayırı’ndaki yanan kulüp binası kiralanarak oraya taşınılmıştır.

    O zamanki yemyeşil Kuşdili Çayırı’nda bir papatya gibi görünen bu şirin binaya yerleştikten sonra Fenerbahçeliler çalışmalarına daha hız vererek muvaffakiyetten muvaffakiyete koşmuşlardır. Birinci cihan harbini müteakip işgal senelerinde İstanbul’da bulunan İngiliz ve Fransız takımlarına karşı bir seri halinde üst üste galibiyetler kazanan Fenerbahçe’yi efkar-ı umumiye tam manasıyla tutmuş ve sevgi, seneler geçtikte daha kökleşmiştir.

    Sedat TAYLAN – Fenerbahçe’den Hatıralar

  • Şakir Beşe’nin Fenerbahçe Hazinesi

    Şakir Beşe’nin Fenerbahçe Hazinesi

    Şakir Beşe‘ye bazen bir “Fenerbahçe Tarihi” kitabında, bazen de eski fotoğrafların “soldan sağa” yazılarında rastlamak mümkün. Hakkında fazla bir şey bilmediğimiz ve yalnızca ismine (o da bir miktar) aşina olduğumuz rahmetli Şakir Bey, meğerse Fenerbahçe tarihine bir hazine bırakmış. Evet, Şakir Beşe’nin Fenerbahçe hazinesi eşine zor rastlanan, muazzam bir miras.

    1914 yılında Rusya’ya giden Fenerbahçe’nin ilk yurt dışı seyahatine katılan ve 1923 tarihli Fenerbahçe tüzüğünde “Kulübü Tesis ve İhya Edenler” başlığı altında adını gördüğümüz “Kuruluştan Fenerbahçeli” Şakir Beşe’nin Torunu, sayın Belgin Beşe Aral hanımefendi, bu hazinenin en kıymetli parçasının, bir asrı devirmiş, muhteşem güzellikteki Fenerbahçe armalı yüzüğün hikayesini şöyle anlatıyor :
    “Babamın söylediğine göre bu yüzükten 16 kişi yaptırmış. Biri Şakir Beşe. Ondan babama, babamdan da bana kaldı. Hatta Şakir Beşe, bu yüzüğü ölene kadar hiç çıkartmamış. Babama ‘Öldüğüm zaman parmağımdan çıkart ve sen tak oğlum’ demiş. Büyükbabam babamın dükkanında vefat edince, babam dediğini yapıp, yüzüğü kendi parmağına takmış. Babam da yüzüğü parmağından ölene kadar hiç çıkarmadı.”

    Mazide Bir Tarih Yatıyor

    Aşağıda resimlerini ve (İzzet İsrael Benyakar ağabeyimizin yardımıyla) isimlerini göreceğiniz isimlerin hemen hepsinin detaylı hayat hikayelerinin yazılmış olmasını hak ediyor. Fenerbahçe’yi “tesis ve ihya edenler” herkes tarafından bilinmeli…

    Fenerbahçe’nin ilk yurt dışı seyahatini onun kaleminden okuduğumuzu ve meşhur Kuşdili Lokali’nin yerini de yine Şakir Beşe’nin bir yazısının yardımıyla tespit ettiğimizi de unutmamak gerekiyor.

    Arka Sıra, Soldan Sağa:
    Hamit Hüsnü Kayacan, Rus mihmandar, Yahya Berki Karagözoğlu, Selahattin Manço, Nüzhet Baban, Galip Kulaksızoğlu, Konstantin Boris, Hasan Basri Bey, Süreyya Mithat, Zeki Mazlum, Jan Boris, Şakir Beşe

    Oturanlar, Soldan Sağa:
    Miço Dimitropoulos, Otomobil Nuri, Karnik Arslanyan, Dalaklı Hüseyin, Sait Selahattin Cihanoğlu, Hikmet Topuzer

    Arka Sıra, Soldan Sağa :
    Şakir Beşe, Jan Boris, Çerkes Kenan, Garbis Arslanyan, Ömer Nazıma Elbi

    Orta Sıra, Soldan Sağa :
    Karnik Arslanyan, Elkatipzade Mustafa Bey, Armenak Efendi

    Ön Sıra, Soldan Sağa :
    Mehmet Reşat Pekelman, Şinok Efendi, Ethem Bellisan, Nasuhi Esat Baydar, Adil Akşyoti

  • Şakir Beşe ve Fenerbahçe Hazinesi

    Şakir Beşe’ye bazen bir “Fenerbahçe Tarihi” kitabında, bazen de eski fotoğrafların “soldan sağa” yazılarında rastlamak mümkün. Hakkında fazla bir şey bilmediğimiz ve yalnızca ismine (o da bir miktar) aşina olduğumuz rahmetli Şakir Bey, meğerse Fenerbahçe tarihine bir hazine bırakmış.

    1914 yılında Rusya’ya giden Fenerbahçe’nin ilk yurt dışı seyahatine katılan ve 1923 tarihli Fenerbahçe tüzüğünde “Kulübü Tesis ve İhya Edenler” başlığı altında adını gördüğümüz “Kuruluştan Fenerbahçeli” Şakir Beşe’nin Torunu, sayın Belgin Beşe Aral hanımefendi, bu hazinenin en kıymetli parçasının, bir asrı devirmiş, muhteşem güzellikteki Fenerbahçe armalı yüzüğün hikayesini şöyle anlatıyor :
    “Babamın söylediğine göre bu yüzükten 16 kişi yaptırmış. Biri Şakir Beşe. Ondan babama, babamdan da bana kaldı. Hatta Şakir Beşe, bu yüzüğü ölene kadar hiç çıkartmamış. Babama ‘Öldüğüm zaman parmağımdan çıkart ve sen tak oğlum’ demiş. Büyükbabam babamın dükkanında vefat edince, babam dediğini yapıp, yüzüğü kendi parmağına takmış. Babam da yüzüğü parmağından ölene kadar hiç çıkarmadı.”

    Aşağıda resimlerini ve (İzzet İsrael Benyakar ağabeyimizin yardımıyla) isimlerini göreceğiniz isimlerin hemen hepsinin detaylı hayat hikayelerinin yazılmış olmasını hak ediyor. Fenerbahçe’yi “tesis ve ihya edenler” herkes tarafından bilinmeli…

    Arka Sıra, Soldan Sağa:
    Hamit Hüsnü Kayacan, Rus mihmandar, Yahya Berki Karagözoğlu, Selahattin Manço, Nüzhet Baban, Galip Kulaksızoğlu, Konstantin Boris, Hasan Basri Bey, Süreyya Mithat, Zeki Mazlum, Jan Boris, Şakir Beşe

    Oturanlar, Soldan Sağa:
    Miço Dimitropoulos, Otomobil Nuri, Karnik Arslanyan, Dalaklı Hüseyin, Sait Selahattin Cihanoğlu, Hikmet Topuzer

    Arka Sıra, Soldan Sağa :
    Şakir Beşe, Jan Boris, Çerkes Kenan, Garbis Arslanyan, Ömer Nazıma Elbi

    Orta Sıra, Soldan Sağa :
    Karnik Arslanyan, Elkatipzade Mustafa Bey, Armenak Efendi

    Ön Sıra, Soldan Sağa :
    Mehmet Reşat Pekelman, Şinok Efendi, Ethem Bellisan, Nasuhi Esat Baydar, Adil Akşyoti

  • Spor Hayatımıza Şeref Veren Fenerbahçe

    Spor Hayatımıza Şeref Veren Fenerbahçe

    Harf inkılabı öncesi kaynaklarda Fenerbahçe ve Türk sporu hakkında çok ciddi bilgiler var. Tabii sadece bunlarla yetinmeyip, eski / yeni bütün kaynakları alt alta okuyarak daha doğru bilgilere ulaşmak mümkün. Bunlardan birisi de 1926 yılında yayınlanan Aylık Mecmua… Sizi “Spor Hayatımıza Şeref Veren Bir Kulüp : Fenerbahçe” yazısıyla baş başa bırakalım. Keyifli okumalar.

    Fenerbahçe Tarihi Çalışma Organizasyonu

    * * * * * *

    Türkiye’de Futbolun Başlangıcı

    Bugün memleketimizdeki spor hayatında çok mühim bir mevkiye sahip olan Fenerbahçe Kulübü’nün tarih-i teşkili oldukça eski bir zamana aittir ve tarih-i teşkilinden bugüne kadar geçirdiği hayatta bir çok muvaffakiyetlerle doludur. Fenerbahçe Kulübü’nün  tesisine, Galatasaray Kulübü’nün teşkili üzerine memlekette, bilhassa Türkler arasında spora karşı gösterilen inhimâk sebep olmuştur. Bu Türk kulüplerinin tesisinden evvel Moda’da bir İngiliz kulübü ile Kadıköy’de Rumlardan, Ermenilerden, İtalyanlardan mürekkeb Kadıköy isminde bir futbol kulübü bulunuyordu. Gayri Türk kulüplerinde birkaç tane Türk oyuncu vardı.

    1322 senesinde futbol istilai bir şekil almıştı. Heveslileri günden güne çoğalıyordu. Bu sıralarda Kadıköy’deki Türkler bir kulüp teşkil etmek istediler. Bunlardan Galip, Nasuhi, Elkatip Mustafa, Fuat Beyler münavebe ile arkadaşlarının evlerinde toplanarak müzakerelere başladılar. O zamanki idarenin nazar-ı dikkatini celp etmemek için içtimalarını gizli yapıyorlardı.

    Sene 1907

    Bir sene sonra yani 1323’de Fenerbahçe Kulübü resmen teşkil etmişti. O zaman Rumblers, Progre, Moda isimlerindeki ecnebi takımlar çok kuvvetli bulunuyorlar, Galatasaray da bunlarla başa çıkmaya uğraşıyordu. Fenerlileri ilk yaptığı müsabakalar tabii çok defa mağlubiyet ile neticeleniyordu. Fenerbahçe’nin ilk oyuncuları arasında Galip, Nuri, Nüzhet, Mahmut ağabey gibi oyuncular vardı. Fakat Fenerliler muvaffak olmak için çok çalışıyorlardı ve Türkler arasında yetişen güzide oyuncuları aralarına alıyorlardı. Bu şerait dahilinde Fenerbahçe günden güne kesb-i kuvvet ediyor ve takıma Hasan Kamil, Said, Hikmet, Otomobil Nuri, Miço, Arif, Süreyya Beyler gibi o zamanın en iyi o zamanın en iyi oyuncuları dahil oluyordu. Fenerbahçe kuvvetli bir şekle inkılabından sonra Galatasaray’ın önüne tehlikeli bir rakip olarak çıktı ve 328 senesinde Galatasaray’dan şampiyonluğu aldı.

    Balkan Harbi, spor faaliyetine vurulan ilk darbe oldu. Fakat Harb-ı Umumi’nin zuhurundan sonra kulüplerin uğradığı sadme daha şiddetli oldu. Kulüplerin en güzide oyuncuları cepheye gidiyorlar, geride kalan oyuncular ise takımda açılan rahneyi dolduramıyorlardı. Esasen Harb-ı Umumi’ye tekadüm eden günlerde Fenerbahçe bir sarsıntı daha geçirdi : Bir nokta-i nazar ihtilafından dolayı takımın en kuvvetli oyuncularından Nuri, Bekir, Hikmet, Haydar Beyler kulüpten çıkmışlardı. Bunlardan Bekir, Nuri ve Haydar Beyler (Progre)yi Altınordu’ya tahvil ederek senelerce şampiyon çıkan bir kulübün esasını kurmuşlardı. Hikmet Bey de Galatasaray’a girmişti.

    Bu vaziyet karşısında Fenerliler hariçten yabancı anasırla takımlarını takviye etmek gayesini takip etmeyerek ikinci, üçüncü ve dördüncü takımlarını yetiştirmeye başladılar. Filhakika bu takımlarda o zamanın çok kıymetli oyuncuları bulunuyordu. Mesela Zeki, Alaaddin, Refik, Şekip, Cemil, Haydar Beyler gibi oyuncular bu takımlarda idiler. Fenerliler ellerindeki oyuncuların kıymetini takdir ederek bunları çalıştırmaya başladılar ve bir buçuk iki sene sonra Zeki ve Alaaddin Beyler birinci takıma çıktılar. Henüz 15-16 yaşında olan bu oyuncular o zamanın pos bıyıklı oyuncuları arasında süratle teferrüd edildiler ve Fenerbahçe’nin birinci takımında oynadıklarının ikinci senesinde İstanbul muhtelitinde oynamaya başladılar.

    Birinci Dünya Savaşı ve Sonrası

    Harb-ı Umumi, spor tarihi üzerine de çöken bir facia oldu. Asil kadrolar, kıymetsiz oyuncular ile dolduruluyor, ancak spor ruhunu öldürmemek gayretiyle çalışan teşkilat kuvvetlerin muvazenesizliği arasında bocalıyordu. Mesela Galatasaray Kulübü, birinci takımında dört Alman oynatıyor, Fenerbahçe birinci takımında iki Rum ve bir Ermeni oyuncu bulunuyordu.

    Fenerbahçe’nin en kuvvetli ve şöhretli devresi mütareke senelerinde başlar. Şehrimizdeki ecnebi takımlarına karşı hemen daima muvaffakıyet temin eden Fenerbahçe sa’i ve gayretiyle yalnız İstanbul’un değil, Türkiye’nin bile en sevilen kulübü olmuştur. İngilizlerden müteaddit kupalar almış, yaptığı müsabakaların yüzde doksanını kazanmıştı. Mâhaza İngilizler ile yapılan bu temasların Fenerbahçe’nin futbol tarzı üzerinde yaptığı inkılap ve faydalar gayrikabil-i inkardır. Fenerlilerin o maruf ahenk ve tesanüdü İngilizlerle yapılan müsabakalardan tahsil etmiş ve Slavya müsabakaları hazırlanan esasi inkişafı tam haline getirmiştir.

    Aylık Mecmua (Ekim 1926) / Spor Hayatımıza Şeref Veren Fenerbahçe

  • Fenerbahçe’nin İlk Şampiyonluğu

    Fenerbahçe’nin İlk Şampiyonluğu

    Fenerbahçe’nin ilk şampiyonluğu 1911-1912 sezonunda geldi. Bu ilk şampiyonluğun poster çekimi ise 28 Eylül 1912 tarihli Şehbal dergisinde yayınlanmıştı. Sizi bu fotoğrafla baş başa bırakıyoruz.

    Fenerbahçe Tarihi Çalışma Organizasyonu


    “İstanbul’un 1911 – 1912 Futbol Şampiyonluğu” başlığının altında şöyle bir de detay verilmiş:

    Şehzade Selahaddin Efendi’nin mahdumları Osman Fuat Efendi’nin himayeleri altında mütessis Fenerbahçe Sporting Kulüp Heyeti :

    Ön Sıra Sağdan İtibaren :

    Kamil Bey (Kaptan), Said Bey, Galip Bey, Nuri Bey, Kemal Bey.

    Sandalyede Oturanlar Sağdan İtibaren :

    Azmi Bey, Sabri Bey, Hüseyin Bey, Yahya Bey (Fesli).

    Arkada Ayakta Duranlar Sağdan İtibaren :

    Hulki Bey, Emirzade Arif Bey (Reis-i Evvel), Zeki Bey (Reis-i Sani), Elkatipzade Abbas Bey.

    Türk sporunun bir çok ünlü simasını gördüğümüz bu fotoğrafta, ilerleyen yıllarda Beşiktaş’ın kurucuları listesinde de ismine rastlayacağımız Elkatipzade Abbas’ın olması enteresan tabii. Çok fazla forma giyme şansı bulamadığı kulüpten ayrılarak Beşiktaş’a gitmiş olsa gerek… Bununla beraber kardeşi (ya da ağabeyi mi acaba?) Elkatipzade Mustafa Bey, Fenerbahçe efsanesini yaratan isimlerin en önemlilerinden olacaktı.

    Fenerbahçe'nin İlk Şampiyonluğu

    Bir de bu fotoğraf var. Görebildiğimiz kadarıyla…

    Arka Sıra, Soldan Sağa :
    Zeki Mazlum, Karnik Arslanyan, Elkatipzade Abbas Bey, Elkatipzade Mustafa Bey, Yahya Berki Karagözoğlu

    Ortadakiler, Soldan Sağa :
    Hüseyin Bey, Emirzade “Şehit” Arif Bey, Kemal Aşki

    Oturanlar, Soldan Sağa :
    Tevfik Haccar Taşçı, Otomobil Nuri, Galip Kulaksızoğlu, Nasuhi Esat Baydar, Hasan Kamil Sporel


    İşte Fenerbahçe’nin ilk şampiyonluğu ve ilk şampiyon futbolcuları… Hepsi nur içinde yatsın…

  • 1913 Fenerbahçe Mucizesi

    1913 Fenerbahçe Mucizesi

    Aşağıdaki üç fotoğrafta da ortak olarak yer alan tek bir kişi var: 1913 Fenerbahçe mucizesi yaratıcısı, Elkatipzade Mustafa Bey.

    1913 yılı İdman dergisinde yayınlanan bu üç resimde Fenerbahçe’nin birinci, ikinci ve üçüncü-dördüncü futbol takımlarını göreceksiniz. Özellikle 3. ve 4. takımlar, Fenerbahçe’nin 1920’li yıllarda başarıdan başarıya koşan kadrolarını oluşturdu.

    İsim listelerini (okuyamadığımız birkaç eksikle beraber) göreceksiniz ama resimlerin de tek tek üzerinden geçelim kısaca.

    Birinci fotoğraf bir yıldızlar geçidi… İlerleyen yıllarda Türk sporunun önemli isimlerinden biri olarak teşkilatta mühim görevler alacak olan Nasuhi Esat Baydar, sıkı İttihatçı Doktor Hamit Hüsnü Kayacan, Fenerbahçe ambleminin çizeri Topuz Hikmet, ilk Galatasaray galibiyetinin hat-trickçisi Hasan Kamil Sporel, Otomobil Nuri, Türkiye’nin ilk komple sporcularından (ve uzun süreli hakemlerinden) Sait Selahattin Cihanoğlu, Bakan ve Devlet adamı Hulusi Bey, Askeri Mühendis Şehit Arif, efsane ötesi sporcumuz, kaptanımız ve başkanımız Galip Kulaksızoğlu, Yahya Berki Karagözoğlu, Zeki Mazlum ve Elkatipzade Mustafa…

    İkinci takım belki çok fazla sayıda “Aa bu o mu?” denecek kişiyi barındırmıyor belki ama üçüncü ve dördüncü takım olarak geçen fotoğrafta gelecekte başarıları nesilden nesile anlatılacak olan iki kişi var. Müthiş golcü Alaaddin Baydar ve kaleci Şekip Kulaksızoğlu… Ve tabii onların Fenerbahçeli olmasını sağlayan kişi. Elkatipzade Mustafa.

    İnşallah günün birinde bu fotoğraflara dair daha derinlikli hikayelere kavuşuruz.

    Fenerbahçe Tarihi Çalışma Organizasyonu


    Fenerbahçe Birinci Futbol Takımı

    Sağdan ve Önden Birinci:
    Nasuhi Bey (Katib-i Umumi ve Murahhas)
    Doktor Hamit Bey
    Hikmet Bey
    Nüzhet Bey
    Kamil Bey (Kaptan)
    Nuri Bey
    Sait Bey
    Reis Hulusi Beyefendi
    Hulki Bey

    İkinci Sıra:
    Mateosyan Efendi
    Sabri Bey
    Arif Bey
    Mösyö Wilhelm
    Galip Bey (Heyet-i İdare Reisi)
    Kemal Bey
    Sait Bey

    Üçüncü Sıra:
    Yahya Bey (Kasadar)
    Zeki Bey
    Elkatip Mustafa Bey (İkinci, Üçüncü ve Dördüncü Takım Kaptanı)

    Fenerbahçe İkinci Futbol Takımı

    Sağdan ve Önden:
    Adil Bey (İkinci Takım Katibi ve Hokey Kaptanı)
    Vecdi Bey 
    Ethem Bey
    Şinork Efendi
    Süreyya Bey

    İkinci Sıra:
    Nuri Bey
    Hasan Bey
    Reşat Bey
    Arslanyan Efendi
    Mustafa  Bey(Kaptan)
    Kenan Bey
    Ömer Bey
    Selahattin Bey
    Nurettin Bey

    Üçüncü Sıra:
    Servet Bey
    Kamil Bey
    Orhan Bey
    Şakir Bey
    Devletyan Efendi
    Abdülselam Bey
    Müfit Bey
    Ekrem Bey

    Fenerbahçe Üçüncü ve Dördüncü Futbol Takımı

    Sağdan ve Önden:
    Mualla Bey
    Ahmet Cemal Bey
    Mehmet Cemal Bey
    Alaaddin Bey
    Müfit Bey
    Şekip Bey
    Haydar Bey
    Cafer Bey

    İkinci Sıra:
    Elkatip Mustafa Bey (Kaptan)
    Celal Bey
    Vedat Bey
    Hayrettin Bey
    Hakim Bey
    Fahri Bey
    Senai Bey
    Burhanettin Bey
    Orhan Bey
    Suat Bey

    Üçüncü Sıra:
    Rıfat Bey
    Nizamettin Bey
    Süleyman Bey
    Kamil Bey
    Enver Bey
    Lütfi Bey
    Arslanyan Efendi
    Rıza Bey
    Fındıkyan Efendi
    Nihat Bey

    Dördüncü Sıra:
    Necip Bey


    İşte 1913 Fenerbahçe Mucizesi… Nur içinde yat, büyük Fenerbahçeli..

  • Fenerbahçe’nin İlk Galatasaray Galibiyeti

    Fenerbahçe’nin İlk Galatasaray Galibiyeti

    Fenerbahçe ile Galatasaray arasında 4 Ocak 1914 tarihinde oynanan ve Fenerbahçe’nin İlk Galatasaray galibiyeti ile (4-2) sonuçlanan maç, İdman mecmuasının 9 Ocak 1914 tarihli sayısında A.D. (muhtemelen Abidin Daver) imzalı bir yazar tarafından anlatılmış. Keyifle okumanız dileğiyle…

    Fenerbahçe Tarihi Çalışma Organizasyonu


    Başlamadan önce oyuncuların isimlerini aktaran Alican Küçükçan ağabeyimize teşekkür etmeyi unutmayalım.

    Ayaktakiler, Soldan:

    Muzaffer (Galatasaray) – elini güneşe siper eden Ahmet Robenson (Galatasaray) – Otomobil Nuri (Fenerbahçe) – Miço(Fenerbahçe) – General Ahmet Cevat (Galatasaray) – Hafız Hayri(Galatasaray) – ilk milli maçımıza kolunda kaptanlık pazubantıyla çıkan Hasan Kamil Sporel (Fenerbahçe) – Galip Kulaksızoğlu (Fenerbahçe) – Şehit Hasnun Galip (Galatasaray) – Sabri (Fenerbahçe) -Nasır (Galatasaray) – Süreyya (Fenerbahçe) – Şehit Celal (Galatasaray) – Avcı Sait Selahattin Cihanoğlu (Fenerbahçe) – Hikmet (Fenerbahçe) – Usturumcalı Hüseyin Eden (Galatasaray) – Mateosyan (Fenerbahçe)

    Oturanlar :

    Şehit Arif (Fenerbahçe) – K. Oberle (Galatasaray) – Wilhelm Kohlhammer (Fenerbahçe) – B.Oberle (Galatasaray)


    Fenerbahçe’nin İlk Galatasaray Galibiyeti

    Üç sene birbirini müteakiben İstanbul Şampiyonu unvanını ihraz eden, geçen senenin baharından beri daima muzaffer olan namağlup Galatasaray, nihayet dün ilk olarak mağlup oldu.  Galatasaray’a galebe etmek şerefine nail olan kulüp, geçen seneden beri hem de hiçbir gol bile yapmadan üç defa Galatasaray’a mağlup olan Fenerbahçe’dir.

    Fenerbahçe bu defa eski mağlubiyetlerin intikamını aldı, iki gole karşı dört gol ile muzaffer oldu. Bu suretle nihayet en büyük emeline de kavuştu. Galatasaray’ın bu seneki müsabakalarda Fenerbahçe’nin yendiği kulüplerle kalması, zaten neticenin böyle olacağını biraz ihsas etmekle beraber, bizim futbolculuk aleminde epey büyük olan bu vaka herhalde biraz tetkike layıktır.

    Galatasaray’ın mağlubiyetindeki esbab iki mühim kısma ayrılır ki biri Fener’e diğeri Galatasaray’a taalluk eder. Evvela neşe-i zaferle şadan olanların esbab-ı galibiyetini tetkik edelim.

    Fenerliler tekrar eden mağlubiyetleri üzerine Galatasaray’a galebe etmek için çalışmak lazım geldiğini takdir ettiklerinden, sezavar-ı tahsin bir sai mütemadi ve muntazamla idman etmeye ve müzaheretlerini arttırmaya hasr-ı himmet ettiler. Aynı zamanda sağ açıkta gayet iyi oynayan bir oyuncuyu da kendilerine ilhak eylediler. Müsabaka günü de en mükemmel oyuncularından mürekkep bir takım çıkardılar ve muvaffak da oldular. Fener bu hal-i tekmile girerken Galatasaray ise bir buhran geçiriyordu.

    Galatasaray’da Buhran

    Evvela, bazı oyuncular galibiyetlerle sermest ve daima muvaffakıyetten emin oldukları için hemen hemen hiç idman etmeye lüzum görmüyorlardı. Saniyen, futbol mevsiminin en mühim zamanından en iyi oyuncuların kimi Avrupa’ya tahsile, kimi memleketine gidiyor, kimi de hastalıktan müsabakalara iştirak edemiyordu. Esasen Galatasaray’ın asıl menba-ı kuvvasını mektep talebesinin teşkil etmesi -geçenlerde idmanda yazıldığının aksine olarak- kulübün en zayıf cehdi idi. Çünkü bir defa mektepte böyle mühim müsabakalara girecek vücut ve kıymette talebe pek az olduğu gibi, senelerce emek ve idman neticesinde bu miktar-ı mahdut meyanında yetişen oyuncuların ekserisi ya dışarıya memuriyete yahut Avrupa’ya tahsile gitmekte, bu suretle kulüp defaten, yerine konması mümkün olamayan mahir futbolculardan birdenbire mahrum kalmaktadır.

    Şimdiye kadar Galatasaray’da mükemmelen yetişip de mahal-i muhtelifeye giden gençlerin adedini futbol meraklıları şöyle bir hesap etseler, bu cihetin Galatasaray’ın en zayıf noktası olduğunu tasdik ederler. Galatasaray işte bu defa, Fenerin o mükemmel ve güzide takımına karşı böyle bazı yerleri yamalı bir heyetle çıkıyordu. Sanki Bekir, Muhsin ve Neşet Bey’lerin eksikliği yetişmiyormuş gibi bir de kulübün en iyi müdafii olan Adnan Bey de -her nedense- gelemeyerek arkadaşlarının mağlubiyetine yardım etti. Bu dört iyi futbolcunun yerine konulan oyuncuların ikisi, oldukça oynuyorlardı. Fakat diğer ikisi daha böyle büyük bir müsabakaya ilk defa dahil olan müptediler idi. Ve bu müptedileri en zararsız yerlere koyabilmek için ekseri iyi oyuncular yerlerini değiştirmeye mecbur oldular. Bittabi böyle perişan bir takım için Fenerin çevik, seri, mahir oyuncularının hücumlarını defi etmek, hatta müdafaalarını bozmak mümkünsüz bir hale girdi. Ve Galatasaray mağlup oldu.  Bu suretle de intizamsızlığının, mübalatsızlığının ceza-i sezasını gördü.

    Birinci Devre

    Müsabakanın iptidasında top bir müddet ortalarda dolaştı, her iki taraf aynı iktidar ve maharetle oynuyorlardı. Fener’in hücumlarını, Galatasaray’ın muhacimeleri takip etti. Nihayet Fener birinci sayıyı yaptı.

    Bir müddet sonra Galatasaray merkez muhacimi Mösyö Oberle herkesin, her futbol meraklısının mazhar-ı takdiri olan dehşetli bir darbe ile topu kaleye soktu. Bu muvafakiyetten kuvve-i maneviyeleri artan Galatasaraylılar muhacimelerini tezyid ettiler, Fenerliler de aynı surette teşdid-i harekat eylediler. Her iki kalenin önünde epey heyecanlı dakikalar geçti.

    Bir defasında Mösyö Oberle Fener’in kalesine doğru topu getirdi, müdafileri geride bıraktı. Yakın bir mesafeden sol darbeyi  vuracağı sırada Fenerin müdafileri yetiştiler,  doğrusunu söylemek lazım gelirse, pek de futbol kavaidine muvafık olmayarak Galatasaray’ın bu bi-misal oyuncusunu yere yuvarladılar. Fakat hakem aldırmadı.

    Birinci parti bittiği vakit her iki tarafın da birer sayısı vardı. Galatasaray hasmını biraz daha fazla sıkıştırmıştı.

    İkinci Devre

    İkinci parti başladıktan biraz sonra Fenerin gayet şiddetli hücumları topu mütemadiyen Galatasaray’ın kalesi önünde dolaştırmaya başlamıştı. Galatasaray vakfe-i istirahat esnasında oyuncularının mevkilerini değiştirmiş, bütün ehemmiyeti muhacimlere vermişti. Bu yüzden pek ziyade koşan muavinler hattı, Fenerlilerin muhacimatını kesr-ü sebat edemiyor, oyunun bütün sikleti müdafiiler ile kaleciye yükleniyordu.

    Bu esnada mütemadi hücumlar neticesinde Fener, az bir ara ile iki sayı daha yapmaya muvaffak olmuştu. Merkez muhacimi Kamil Bey ile sağ açık muhacimi Mösyö Miço gayet iyi oynuyorlar, diğer refiklerinin muavenetiyle Galatasaraylıları fena halde sıkıştırıyorlardı.

    Bu esnada Mösyö Oberle hemen hemen yalnız başına topu Fenerin hudut müdafaasından geçirerek bir sayı daha yapmaya muvafık oldu. Biraz sonra bir defa daha top ile Fener’in kalesi önüne kadar sokulabildi. Tehlike azim idi. Hakemin birinci partideki kaidesizliğinden cesaret alan Fener müdafileri Mösyö Oberle’yi bir defa daha yuvarladılar. Hakem bu defa da igmaz-ı ayn etti. Müsabakanın ehemmiyetine mebni on adımdan topu kaleye havale cezası vermek istemeyişi muvafık olmakla beraber, herhalde tekrara meydan vermemek için oyunculara tenbihatta bulunabilirdi.

    Oyunun hitamına on beş dakika kala Fenerliler bir sayı daha kazandılar. Galatasaray muhacimleri de bir iki akın yaptılarsa da kendi muavin oyuncularının yardımından mahrum kaldıkları için semere bahşolmadı. Nihayet bu güzel ve mühim müsabaka iki sayıya karşı dört sayı ile Fenerliler lehine hitam buldu.

    Tebrikler

    Daimi sai ve gayretle elde ettikleri intizam ve terakkinin netice-i meşkuresi olan muvaffakıyetlerinden dolayı Fenerbahçeliler ne kadar şayan-ı takdir ise, bazı oyuncularının lakaydisi ve adem-i intizamı yüzünden Galatasaraylıların da duçar olduğu mağlubiyet o derece seza-i esefdir.

    A.D. (Abidin Daver) / Fenerbahçe’nin İlk Galatasaray Galibiyeti

  • Fenerbahçe’nin Kuşdili Lokali

    Fenerbahçe’nin Kuşdili Lokali

    Aşağıda okuyacağınız metin, 26 Mart 1914 tarihli İdman mecmuasından… Yazar 1914’den 1932’deki yangın felaketine kadar ikamet ettiğimiz Fenerbahçe’nin Kuşdili Lokali açılış gününü anlatmış. Fotoğrafta kimler yok ki? Elkatipzade Mustafa Bey, Hamit Hüsnü (Kayacan) Bey, Nasuhi Esat (Baydar) Bey, onun kardeşi, sonraki yılların müthiş Fenerbahçe forveti Alaaddin (Baydar), dönemin Fenerbahçe Başkanı Mehmet Hulusi Bey, Otomobil Nuri ve yazıda ismi geçenlerle birlikte bir çok ismi bilindik ama simasını hatırlamadığımız insan. Kısacası tam bir “Fenerbahçe Türkiye’dir” fotoğrafı. Keyifli okumalar…

    Fenerbahçe Tarihi Çalışma Organizasyonu


    Fenerbahçe’nin Kuşdili Lokali

    Fenerbahçe Spor Kulübü, Kuşdili’nde eski Uhuvvet Kulübü’nü makarr-ı ittihaz ederek Mart’ın yedinci günü resmi küşadını icra etmiştir.

    Spor aleminde şayan-ı dikkat kulüplerden biri olan Fenerbahçe’nin bu yeni kulüp binası izhar-ı cihet bir spor kulübü olabilecek şekilde ve hassaten öyle bir mevkidedir. Cuma günü kulüp spor âlâtıyla dahilen tezyin edilmiş ve dışarısı da alay bayraklarıyla donatılmıştı.

    İki buçukta bütün müdavim gelmeye başladı. O esnada kulüp azası bir içtima-i umumi akdetmişti. İçtimayı müteakip saat üçe doğru hazırûna hitaben Fenerbahçe Kulübü reis-i umumisi ve Hicaz Demiryolu müdür-i umumisi Hulusi Bey tarafından davete icabetlerinden dolayı teşekkür edildikten sonra kendilerinin Fenerbahçe Kulübü reisi olduğunu zikrederek :

    “İhtimal ki benim gibi yaşlı, nahif bir adamın spor kulübünde riyaset etmesi garip görünür. Şüphe yok ki ben ve benim gibi vakti, zamanı, sini müsait olmayanlar bilfiil sporla meşgul olamazlar. Fakat bizim maksadımız, böyle çalışkan gençlerin mecmuanı riyaset ve onları teşvik ve tergîb ile memlekette kavî anasır yetişmesine say eylemektir. Ben fiilen sporla meşgul olamayan zevatın bu tarzda muavenette bulunmalarını pek muvafık ve lüzumlu görürüm. Asrımız kuvvetin hakka galebe çaldığı bir devirdir. Halbuki yine kuvvetli olarak hakka galebe değil ona müzaheret edeceğiz” mealinde bir nutuk irad ederek alkışlandı.

    Nutku müteakip hazırûna pasta, çay, bisküvi ikram edildiği gibi Bahriye musiki takımı da terennüm etti. Bahriye nazır-ı esbakı Hüsnü Paşa, İstanbul mebusu Salah Cimcoz Bey, muharririnden Ahmet Rasim Bey, Ahmet Bey, Müdafaa-i Milliye ve Belediye ve matbuat erkanından zevat hazır bulunduğu gibi spor kulüpleri murahhasları da hazır idi. Resmi küşad esnasında fotoğraflar ahzolundu.

    Bizim bu babda ihtisasatımız, Fenerbahçe Spor Kulübü’nün yeni binasında kemal-i muvaffakıyet ve afiyetle payidar olmasını temenni ve böyle muntazam kulüplerin artması arzusunu izhardan ibarettir.

    İdman – 13 Mart 1330 (1914) / Fenerbahçe’nin Kuşdili Lokali