FUTBOL

Zorlu Galibiyet

yuksektalhaenes |
İlk Yorum Yazan Sen Ol

10 Mayıs 1935 tarihli Fenerbahçe-Galatasaray derbisi, Türk futbolunun kadim rekabetine yaraşır bir mücadeleye sahne olmuş; sarı-lacivertli ekip sahada sergilediği üstün ve planlı oyunla rakibi karşısında haklı bir galibiyete imza atmıştı. Maçı teferruatıyla anlatmaya kadrolardan başlayalım.

Fenerbahçe: Bedi, Yaşar, Lebip, Reşat, Ali Rıza, Esat, Naci, Şaban, Namık, Niyazi, ve Fikret.

Galatasaray: Avni, Lütfi, Osman, Yaşar, Hayrullah, İbrahim, Necdet, Münevver, Gündüz, Suavi ve Danyal.

Her iki taraf da sahaya mühim eksiklerle çıkmıştı; sarı-lacivertlilerde Cevat ve Fazıl forma giyemezken, sarı-kırmızılı cephede Fahri kadroda yer almamıştı. Karşılaşmanın idaresinde ise son anda bir değişikliğe gidilmiş; evvelce tayin olunan Saim Turgut yerine müsabakayı yönetmek üzere yabancı bir hakem vazifelendirilmişti.

Tribünlerin vaziyetine gelince; kapalı tribün tamamen dolmuş, açık tribünlerde ise yer yer cüzi boşluklar göze çarpmıştı. Hakemin ilk düdüğüyle birlikte gerek stadyum dahilinde gerekse civarda fevkalade bir heyecan dalgası belirtmişti. Karşılaşmanın statüsü icabı, normal sürenin beraberlikle neticelenmesi halinde müsabakanın otuz dakika uzatılması kararlaştırılmıştı.

Maçın başlamasıyla birlikte Fenerbahçe sahada daha hakim bir görüntü çizmiş, Galatasaray ise bilhassa müdafaada kalarak pasif bir oyun tercih etmişti. Buna mukabil ilk dakikalarda her iki takımın da genel beklentileri karşılamaktan uzak kaldığı görülmüştü. Galatasaray’ın sol kanadında izlenen bariz zafiyet, Fenerbahçe akınlarının ciddî tehlikelere dönüşmesine zemin hazırlamıştı. Sarı-lacivertlilerin sağ kanat organizasyonları arzu edilen etkiyi gösteremese de sarı-kırmızılı müdafaanın dikkatini dağıtacak ve savunmayı baskı altına alacak mühim hücumlar geliştirilmişti. Nitekim bu hücumların birinde ceza sahası dahilinde Galatasaraylı İbrahim’in topa elle müdahalesi hakemin gözünden kaçmamış ve penaltı noktası işaret edilmişti. Meşin yuvarlağın başına geçen Fikret, vuruşunu gole tahvil ederek takımını 1-0’lık üstünlüğe taşımıştı.

Tribünlerde Fikret lehine tezahüratların giderek kuvvetlendiği görülmüştü. Hemen herkes, kendisinin sahanın en etkili ismi olduğunu teslim etmişti. Maçı teferruatıyla aktaran dönemin basını da Fikret’in bu müstesna performansına özel bir önem atfetmişti.

Galatasaray bu golün ardından toparlanarak oyunun kontrolünü eline aldı ve devrenin sonuna kadar baskısını sürdürdü. Nitekim bu baskı, ilk yarının bitimine bir dakika kala sonuç verdi; Yaşar ile Lebip’in savunmada ileride yakalanmasını iyi değerlendiren sarı-kırmızılılar skoru 1-1’e getirdi.

İkinci devreye daha baskılı başlayan taraf Fenerbahçe oldu; sarı-lacivertliler hücumlarını sıklaştırsa da Galatasaray savunması kalesini başarıyla korudu ve oyun uzun süre bu dengede devam etti. Mücadelenin tekdüzeliğini bozan ilk kırılma anı, Danyal’ın ceza sahasında bulduğu boşluk sonrası yerde kalmasıyla Galatasaray lehine verilen penaltı kararı oldu. Ancak atışı kullanan Münevver topu direğe nişanlayınca sarı-kırmızılılar bu fırsatı değerlendiremedi. Bu pozisyonun ardından moral bulan ve temposunu artıran Fenerbahçe, normal sürenin bitimine bir dakika kala aradığı galibiyet golüne ulaştı: Fikret ile Naci’nin organize paslaşmasıyla rakip ceza sahasına sokulan sarı-lacivertlilerde, Naci iki savunma oyuncusunun arasından yaptığı vuruşla meşin yuvarlağı ağlara gönderdi. Son dakikada gelen bu golle tribünlerde büyük bir coşku yaşanırken, karşılaşma Fenerbahçe’nin 2-1’lik üstünlüğüyle tamamlandı.

Dönemin spor yazarlarından Sadi Karsan da müsabakayı kaleme alarak üç ana başlık altında tahlil etmiştir. İlk olarak oyunun teknik ve taktik değerlendirmesini yapan Karsan; genel seviyenin beklentilerin altında kaldığını, buna karşın heyecan ve mücadele dozajının yüksek olduğunu belirtmiştir.

Yazarın üzerinde en hassasiyetle durduğu ikinci husus ise hakem yönetimidir. Müsabakadan yalnızca bir gün önce matbuatta bir Türk hakemin görevlendirileceği bildirilmişken, son anda bu karardan dönülerek maça yabancı bir hakemin atanması ciddi şekilde eleştirilmiştir. Sadi Karsan, bünyemizde son derece liyakatli Türk hakemler bulunmasına rağmen yabancı hakem tercih edilmesini açıkça tenkit etmiş; sahada verilen hatalı kararları da bu görüşüne delil olarak sunmuştur. Bu çerçevede, Fenerbahçe aleyhine çalınan tartışmalı penaltı kararını ve oyunun lüzumsuz yere sık sık durdurulmasını örnek gösteren yazar, her yabancı unsurun mutlak surette yerliden daha ehil olacağı yönündeki peşin hükmün asılsızlığını vurgulamıştır.

Burada göz önünde bulundurulması gereken mühim bir diğer husus, Sadi Karsan’ın hakemlik vazifesini henüz yeni noktalamış bir isim olmasıdır. Zira önceki müsabakalarda kamuoyunda tepki toplayan Türk hakem kararlarına sıkça rastlandığı göz önüne alındığında, Karsan’ın meslektaşlarını müdafaa etme ve sübjektif bir tutum takınma ihtimali göz ardı edilmemelidir.

Öte yandan mesele, devrin hâkim iktisadi ve idari anlayışı olan “millîleşme” politikasının spor sahasındaki bir yansıması olarak da okunabilir. Nitekim sırf “yabancı” menşeli olmanın bir unsuru yerliden mutlak surette üstün kılmayacağı fikri, dönemin genel atmosferiyle de örtüşmektedir.

Kişisel kanaatimce, müsabakanın yüksek gerilim potansiyeli gerekçe gösterilerek maça yalnızca yirmi dört saat kala yabancı hakem tayinine gidilmesi ciddi bir idari tutarsızlıktır. Zira Fenerbahçe ile Galatasaray arasındaki rekabetin tansiyonu, kulüplerin kuruluşundan bu yana her daim en üst seviyede seyretmiştir; dolayısıyla bu gerginlik sürpriz bir gelişme değildir. Böylesine köklü ve öngörülebilir bir derbi öncesinde, kararın son güne bırakılarak alelacele değiştirilmesi organizasyonel bir zafiyete ve liyakat eksikliğine işaret etmektedir.

Sadi Karsan’ın ele aldığı üçüncü ve son başlık ise tribün hadiseleri, yazarın ifadesiyle taraftar taşkınlıklarıdır. Karsan, maç sonunda Fenerbahçe tribünlerinin rakip taraftarlara yönelik tezahüratlarını ve meydan okumalarını eleştirerek, bu tavırların kulübün kendi itibarına zarar verdiğini öne sürmüştür. Ancak yazarın, rekabetin tabii bir tezahürü sayılabilecek bu atmosferi doğrudan “holiganlık” parantezine alarak rahatsızlık duymasını, geçmişte Galatasaray forması giymiş olmasının getirdiği hissiyat ve aidiyetle açıklamak mümkündür.

Fenerbahçe taraftarının galibiyet sonrası dile getirdiği “Haniya, ne oldu balonlar? Şişirilen balonlar sönmüş, balonları şişirenler sinmişti…” şeklindeki nükte ve taşlamaları salt taşkınlık ya da asayiş problemi olarak yaftalamak, spor sosyolojisi ve derbi kültürü açısından isabetli bir yaklaşım değildir. Zira bu iki asırlık kulüp arasındaki rekabeti diri tutan ve efsaneleştiren dinamiklerin başında, tam da saha dışındaki bu dozunda hicivler, karşılıklı atışmalar ve mizahi rekabet unsurları gelmektedir.

Talha Enes Yüksek

BU YAZIYI PAYLAŞ

Yazıyı sosyal medya hesaplarında paylaşmak için linki kopyalayın veya bir arkadaşınıza gönderebilirsiniz.

İlk Yorum Yazan Sen Ol!

Fenerbahçe Tarihi sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin